1.3.07

بسم الله الرحمن الرحيم - مقدمه مقامنه: بعض اصطلاحلر / In the Name of Allah, the Gracious, the Merciful - Introduction: Some Terms

(حرسيآن = بر حرتيك. (آشاغی ده « حرتيك » ماده سينه مراجعت
Heresian = A heretic.
_________
حريسی آرق = ضال مضل: دينجه عقائد باطله ابدع ايدن کمسنه: سرکردهء *طائفهء ضاله
*حريسی آرقی = بر طائفهء ضاله نك سرکرده سی اولمقلق صفتی
حريسی آرق = حرسی باشی ويا بانيسی. حريسی آرقی، حرسی ايجاد ايتمك
Heresiarch = A leader or founder of a heresy. Heresiarchy, the founding of a heresy.
_________
.حريسی آستك = حرسييه مائل؛ حرتيکل
Heresiastic = Prone to heresy; heretical.
_________
.حريسيمآك = حرسيله مجادله ايدن
Heresimach = One who fights against heresy.
_________
حريسی اوقرافی = حرسی ويا حرسيلرين تعريفی ويا بونا دائر رساله. حريسی اوقرافر، حرسيلردن بحث ايدن
Heresiography = A description of, or treatise on, heresy or heresies. Heresiographer, one who treats of heresies.
_________
حريسی اولوجست = حرسی ويا حرسيلردن بحث ايدن. مترادفی حريسی اولوجر؛ حريسی اولوجی، حرسيلرين تدقيقی ويا بونا دائر رساله
Heresiologist = One who treats of heresy or heresies. So heresiologer in same sense; heresiology, the study of, or a treatise on, heresies.
_________
حريسی = ١- ضلالت : ضلال : بر دينك ارکانی بولنان عقائددن هر قنغی بر عقيده خصوصنده اتخاذ اولنان خطا و زعم باطل : بدعت : رفض : الحاد : *کفر :٢ - بر طائفه عندنده قبول اولنمش اقواله مغاير هر قنغی بر نوع قول
حريسی = ١- نصرانی کليساسی نك قتوليك ويا اورتودوقس دوقترينينه، دها عمومی بر افاده ايله، اورتودوقس قبول ايديلن هرهانکی بر کليسايه، عقيده يه ويا دينی سيستمه موخاليف اوله رق ادامه ايدلن، ويا موخاليف اوله ن، ته اولوژيك ويا دينی قوروش ويا دوقترين. ٢- فلسفه ده، سياستده، علمده، صنعتده الخ عموميتله صحيح قبول ايديلنله متناقض اوله ن قوروش ويا دوقترين
Heresy = 1. Theological or religious opinion or doctrine maintained in opposition, or held to be contrary, to the ‘catholic’ or orthodox doctrine of the Christian Church, or, by extension, to that of any church, creed, or religious system, considered as orthodox. 2. By extension, opinion or doctrine in philosophy, politics, science, art, etc., at variance with those generally accepted as authoritative.
_________
حرتيك = ضال : اهل ضلالت : اهل بدعت : خارجی : رافضی : ملحد : کافر : *الخ
حرتيك = نصرانی کليساسی نك قتوليك ويا اورتودوقس دوقترينينه، ويا، دها عمومی بر افاده ايله، اورتودوقس قبول ايديلن هرهانکی بر کليسا ويا دينی سيستمه موخاليف ته اولوژيك ويا دينی افکاری مدافعه ايدن
Heretic = One who maintains theological or religious opinions at variance with the ‘catholic’ or orthodox doctrine of the Christian Church, or, by extension, that of any church or religious system, considered as orthodox.
_________
*حرتيکل = ١- ضلالت آميز : بدعت نو عندن : ٢- رفض و الحاده قائل
*حرتيکلی = ضلالت اوزره : بدعت و رفض و الحادی شامل اوله رق
حرتيکل = حريسی يه ويا حرتيكللره دا ئر ويا بونلارا عائد؛ حرسی ماهيتنده. حرتيکللی [ظرف]، حرتيکل طرزده. حرتيکلنيس، حرتيکل کيفيت ويا ماهيت
Heretical = Of or pertaining to heresy or heretics; of the nature of heresy. Hence heretically adv., in a heretical manner. Hereticalness, heretical quality or character.
_________
.حرتيکاستر = عادی ويا رذيل بر حرتيك
Hereticaster = A petty or contemptible heretic.
_________
حرتيکيت = ١- حرتيکل اوله نی بيان ايتمك. ٢- حرتيك اوله نی افشا ايتمك... حرتيکيشن، حرتيکيت ايتمك... حرتيکيتر، حريسيی بيان ويا افشا ايدن
Hereticate = 1. transitive To pronou[n]ce heretical. 2. To make a heretic of… heretication, the action of hereticating… Hereticator, one who hereticates or denounces heresy.
_________
.حرتيسايد = بر حرتيکی أولديرمك
Hereticide = The putting of a heretic to death.
_____________________________________________________
Oxford English Dictionary Online, Oxford University Press, ٢۰۰٧ /١٤٢٨,
:آخرينده * اشارتی اوله ن تعريفلر شو لغاتدن آلنمشدير
J. W. Redhouse, A Lexicon: English and Turkish, The Oriental Literature Society, ص.٣٩٧, لوندون, ١٨٦١/١٢٧٧

26.2.07

يوسف بن اسماعيل النبهانينك (رحمت الله عليه) حياتی و آثاری Yūsuf b. Ismā'īl al-Nabhānī (may Allāh bless him): His Life and Works

بسم الله الرحمن الرحيم

وصلى الله على سيدنا ومولانا محمد وعلى آله وصحبه وسلم

يوسف حنيف Yusuf Hanîf

Müsbet ilimler sahasındaki keşiflerin tahrîki ve bunun hâsıl etdiği tekebbürle gûyâ “dünyânın sihrini bozmaya” yeltenen “beyaz adam”, insanoğlunun bugüne kadar gördüğü en büyük “sihr”i îcâd etdi: asrîlik (modernity)!..[1] Asırlardır İslâm dünyâsına taarruz eden bu “adam”, en ciddî ve en derin tahribâtını ancak bu sihriyle gerçekleştirebildi.
Müslümanlar târih boyunca pek çok kez inhitâta geçmiş, fakat sâhib oldukları sahîh îmân ve devâsâ ilmî mîrasları sâyesinde tekrar toparlanmış ve ayağa kalkabilmişlerdir. Bu târihî tecrübeyi çok iyi tahlîl eden garblılar, askerî/dünyevî cephede gerçekleştirecekleri işgalleri, bu ve bunun gibi “sihir”lerle te’sîrli ve sürekli kılmanın yolunu aradılar. Ve bunda maalesef muvaffâk da oldular. Bu “sihr”in “ilim” gibi, “medeniyyet” gibi, “terakkî” gibi birtakım payandaları da vardı; mürevviçleri ise “skolastik papaz”ın postuna oturan “hür fikir erbâbı” (free thinker) ulemâ idi.
[2] Bunlar zihniyyetleriyle, çalışmalarıyla, müesseseleriyle, eserleriyle ilh... Müslümanların harîmine sızıp arzû etdikleri hedefe büyük bir nisbetle vâsıl oldular. Sihir, te’sîrini göstermeye başlamışdı. Artık dîninden, akîdesinden şüphe eden bir gürûh türemiş ve bunlar garb-lıların hâricden okudukları gazeli dâhilden okur olmuşdu. Böyle bir gürûhun varlığı hem garblılar hem de garbperestler açısından hayâtî ehemmiyeti hâizdi. Zîrâ,

“Esbâbını taharrî zâid olan ba’zı müessirât netîcesi olarak Müslümânların ekseriyyeti Müslümân olmayan medeniyyete mu‘ârız ve muhâlif görünüyor; ânı kabûl etmiyor ve bundan sonra da etmeyecekdir. Halbuki ‘aynı esâsât-ı medeniyyeyi Müslümânlar bir zümre-i münevvere-i İslâmiyyenin elinden ahz ve telakkîde hîçbir muhâlefet etmeyecekdir.”[3]

A. Cevdet’e âit bu satırlarda “medeniyyet” diye takdîm edilen mefhûm, hiç şüphesiz zamânının pozitivist ve materyalist asrîliğiydi.[4] Görüldüğü üzere ona göre asrîliğe İslâm kılıfını geçirecek olan da “bir zümre-i münevvere-i İslâmiyye”dir! Ma‘lûmdur ki bu sözüm ona “münevver” zümrenin mümessilleri arasında C. Efgânî, M. ‘Abduh ve emsâli mezhebsizler bulunur.[5]
Fakat Allah cellecelâluhû’nun dîni her zaman olduğu gibi o gün de sâhibsiz değildi. Elhamdülillâh! Mustafa Sabrî Efendiler, Zâhidu’l-Kevserîler, Selâmetu’l-Kuda‘îler ilh... hep bu “zümre-i münevvere-i İslâmiyye” karşısında dimdik ayakda durmuş ve bunların Müslümanlara verdikleri zehrin üzerindeki “esâsât-ı medeniyye” yaftasını yırtarak gerçek yüzlerini fâş etmişlerdir.
[6] İşte neşri sadedinde bulunduğumuz bu kasîdenin müellifi Yûsuf bin İsmâ‘îl en-Nebhânî de, ismi neredeyse unutulan bu büyük âlimlerimizden bir tanesidir.

Hicrî onüçüncü asrın ikinci yarısıyla ondördüncü asrın ilk yarısında (1265/1849–1350/1932) yaşamış olan Filistinli âlim Yûsuf bin İsmâ‘îl en-Nebhânî, dışarıda ecnebîlerin, içeride mezhebsiz/reformist gürûhun kemirmeye çalışdıkları Dîn-i Mübîn’in ve Hazret-i Peygamber Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in; Osmanlı’nın ve Hilâfet-i İslâmiyye’nin yılmaz müdâfiî olmuş, yazdığı onlarca eseriyle bu gürûhun üzerine âdeta yıldırımlar yağdırmışdır. Bu i‘tibârladır ki günümüz neo-‘selefî’leri, mezhebsiz ve reformcuları kendisini hiç sevmez, onu ve eserlerini nisyâna terk ile akıllarınca istiskâl etmek isterler. Ama hiç şüphesiz ki o, Müslümânların medâr-ı iftihârıdır.
Yûsuf en-Nebhânî’nin yaşadığı devir, İslâm âleminin belki de görüb-geçirdiği en zor, maddî ve ma’nevî tahrîbâtın en fazla olduğu devirdir. Müslümanların asırlardır takarrur etmiş müesseselerini gömlek değiştirmeye da’vet edilir gibi değiştirmeye da’vet edildiği bir devir!.. Maalesef bu da’vet ciddî ölçüde icâbet görmüş, üstelik mâzîyi bir “muğaylanzâr-ı dehşetnâk” olarak gören yeni tarz-ı telakkî topyekûn İslâm mîrâsını dînî, siyâsî, ictimâ’î ilh... ayırmaksızın “mücrim” sıfatıyla mahkûm etmek istemişdir. en-Nebhânî merhûm, ihânet ve gafletle dolu bu hazîn manzarayı teessürle görmüş ve buna karşı kalemiyle mücâdele etmiş bir âlimdir. Aşağıda listesini çıkardığımız onlarca eseri bunun şâhididir.
O, istikâmet ve basîretiyle; yanıp tutşan Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem aşkıyla; ilmi ve ameliyle; Osmanlıları takdîriyle
[7] gerçek bir İslâm âlimiydi. Osmanlı’ya husûmet besleyen, o nâzik devirde II. Abdu’l-Hamîd Hân’a “yaşayan en habîs herif” diyen M. Abduh’un[8]; Osmanlı idâresindeki Sûriye’den İngiliz işgâlindeki Mısır’a firâr eden, müctehidlik taslayan gazeteci[9] Reşîd Rızâ’nın[10] halleri düşünülecek olursa, bu söylediklerimiz daha iyi anlaşılacakdır.
İlmini ve otoritesini insaf sâhibi muhâliflerin bile takdîr etdiği
[11] böyle bir âlimin şehâdeti, bizim için elbetde büyük kıymeti hâizdir. Tercemesini takdîm etdiğimiz er-Râ‘iyyetu’s-Suğrâ’nın ehemmiyeti bu i‘tibarla tartışılmazdır.
en-Nebhânî’nin muârızlarını tenkîd ederken kullandığı mu’tedil lisâna kıyasla
[12] er-Râ‘iyyetu’s-Suğrâ’daki kimi ifâdelerin şiddetli olduğu düşünülebilir. Bunlar, her şeyden evvel hâkk ve hakîkatin hatırına, daha sonra da muârızlarındaki fikrî ve amelî dalâletin koyuluğuna hamledilmelidir. Unutulmamalıdır ki en-Nebhânî, er-Râ‘iyye’de de görüleceği üzere, tenkîd etdiği o şahsiyyetlerin fikirlerini bizzat kendilerinden dinlemiş, amellerine ‘ayne’l-yakîn şâhid olmuşdur.

“Yusuf Nebhâni, Ezher’de çalıştığı yıllarda, Afgâ­ni ve Muhammed Abduh’la tanışmıştı. Muhammed Abduh, Arâbî Paşa isyanı nedeniyle Beyrut’a sürgüne gönderildiği zaman, Nebhâni de burada hukuk mahkemesi başkanlığını yürütüyordu. Abduh hemen Nebhâni ile ilişki kurdu. Bu ilişki çok kısa zamanda dostluğa dönüştü. İkisi de birbirlerini severdi. Muhammed Abduh, çoğu günler Yusuf Nebhâni’yi ziyarete giderdi. Nebhâni, Abduh’la birlikte, Afgâni’yle de görüştü. Onunla değişik münasebetleri oldu. Fakat sonradan onlarla olan tüm samimi ve yakın ilişkilerini kesti. Yani onlardan ayrıldı.
“[Şeyh Muhammed] Cenbihi
* ile Nebhâni’nin Afgâni ve Abduh hak-kındaki fikirleri, iki âdil şahidin şehâdetleri gibidir. Çünkü her ikisi de, çağdaşları arasında iyi hal, takva ve ilim gibi özellikleriyle tanınmış, aynı zamanda Af­gâni ile Abduh’u çok yakından bilen, onlarla samimi dost olmuş kimselerdir. Sonra bunlar, Afgâni ve Ab­duh hakkında, nefisleri adına bir şey konuşmamış, şahsi kin gütmemişlerdir. Yaptıkları tek şey, Afgâni ve Abduh’un gerçek fikirlerini sergilemek suretiyle, onların yüzündeki maskeyi indirmek olmuştur.”[13]

en-Nebhânî’nin tenkîd etdiği şahsiyyetler hakkında benzer hüküm ve ifâdeleri; mürevvici oldukları bâtıl i‘tikâdın tenkîdini, onların muâsırları olan pek çok âlimden de dinlemek mümkündür.[14] Üstelik yerli-yabancı dostları da benzer müşâhadelerde bulunmuş, kimisi onların ilhâdlarından, kimisi masonluklarından, kimisi ecnebî hayranlıklarından, kimisi de dînî mübâlâtsızlıklarından bahsetmişdir.[15]
Yûsuf en-Nebhânî (rahmetullâhi‘aleyh) günümüzde olduğu gibi geçmişde de pek çok Müslümân’a ehl-i bid‘at ile mücâdelelerinde eserleriyle yardımcı olmuş, onlara ışık tutmuşdur.
[16] Böylesine kıymetli bir âlimin ve eserlerinin memleketimizde yeterince tanınmıyor olması, biz Türkiyeli Müslümanlar açısından büyük bir kayıpdır. Tercemesini takdîm etdiğimiz bu kasîde ve bu mütevâzı tetebbu‘umuz ile merhûmun tanınmasına bir nebze de olsa vesîle olabilirsek kendimizi bahtiyâr sayarız.

Terceme-i Hâli
Yûsuf en-Nebhânî merhûmun aşağıdaki hâl tercemesini değişik tehavvüllerle kendi eserlerinde ve muhtelif tabakât kitablarında bulmak mümkündür.

“Bu fakîr, adı Yûsuf bin İsmâ‘îl bin Yûsuf bin İsmâ‘îl bin Muhammed Nâsiru’d-Dîn en-Nebhânî’dir. Aslımız, uzun yıllar İczim kasabasında meskûn bulunmuş bir çöl halkı olan Benî Nebhân’a dayanır. İczim, Filistin’deki mukaddes toprakların şimâline düşer ve şu anda Beyrut’un bir eyâleti olan Akkâ’daki Hayfa kazâsının bir parçasıdır.
[17] İşte ben orada, takrîben 1265 (1849) senesinde doğmuşum.
Kitâbullâh’ı mükemmelen hıfzetmiş sâlih bir zât olan muhterem babam eş-Şeyh İsmâ‘îl en-Nebhânî’den Kur’ân okudum. Kendisi şu sıralar [1309/1891] seksen yaşını geçdiği hâlde bütün hâssaları kâmilen işleyen, vücûdu sağlam ve gâyet sıhhatli bir adamdır. Vaktinin kâhir ekseriyyetini Allah Te‘âla cellecelâluhû’ya tâ‘at ile geçirir. Allah cellecelâluhû’ya hamd olsun, bütün bir günün ve gecenin üçte birini Kur’âna tahsîs eder ve haftada üç kez Kur’ânı hatmeder, قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليفرحوا هو خير مما يجمعون"
18"
Babam daha sonra –Allah cellecelâluhû onu muhâfaza buyursun ve mükâfatların en güzelini versin– ilim tahsîli için beni Mısır’a gönderdi. 1283 senesi Muharrem ayı başlarında [16 Mayıs 1866], onsekiz yaşındayken, yevmu’s-sebtde, Câmi‘u’l-Ezher’e kaydoldum. Burada 1289 senesi Receb [Ekim 1872] ayına kadar kaldım. Bu süre zarfında ulûm-ı şer‘iyye ve onu tahsîle vesîle olacak diğer bilgileri Allah cellecelâluhû’nun bana takdîr etdiği kadarıyla tahsîl etdim. Bu ilimleri tahsîl etdiğim muhakkîk üstâdlardan, râsih ulemâdan herhangi biri bir yerde bulunacak olsa, ora halkının Cennetu’n-na‘îm’e gitmelerine vesîle olur ve onların bütün ilimlerdeki ihtiyâçlarını –mantuk ve mefhûm i‘tibâriyle– karşılar.
Hocalarımın en başta geleni, allâme ve fevkalâde dakîk bir fehm sâhibi, şeyhlerin şeyhi, üstâdların üstâdı muhterem eş-Şeyh İbrâhim es-Sekâ eş-Şâfi‘î’dir. 1298’de [1881], doksan yaşlarında vefât etmişdir. O mübârek ve bereketli ömrünü hep ders okutarak geçirmişdir. Hatta bu asır ulemâsının ekserîsi ya bizzat ya da bilvâsıta onun talebesi olmuşdur. Merhûmun derslerine ben de üç sene devâm etdim. Kendisinden Şeyhu’l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî’nin et-Tahrîr ve el-Menhec şerhini Şerkâvî ve Büceyremî’nin hâşiyeleriyle birlikde okudum ve yüksek bir icâzet aldım.
İlim tahsîl etdiğim diğer hocalarım şunlardır:
Allâme muhterem eş-Şeyh es-Seyyid Muhammed ed-Demenhûrî eş-Şâfi‘î; uzun ömür sürmüş, 1285’de [1868], doksan yaşlarında vefât etmişdir.
Allâme muhterem eş-Şeyh İbrâhim ez-Zurû el-Halîlî eş-Şâfi‘î; 1287’de [1870], yetmiş yaşlarında vefât etmişdir.
Allâme muhterem eş-Şeyh Ahmed el-Echûrî ed-Darîr eş-Şâfi‘î; 1293’de [1876], altmış yaşlarında vefât etmişdir.
Allâme muhterem eş-Şeyh Hasan el-‘Adevî el-Mâlikî; 1298’de [1881], seksen yaşlarında vefât etmişdir.
Allâme muhterem eş-Şeyh es-Seyyid Abdu’l-Hâdî Necâ el-Ebyârî; 1305’de [1888], yetmişi geçkin bir yaşda vefât etdi. Allah cellecelâluhû hepsine rahmet etsin; beni de Seyyidi’l-Mürselîn hazretlerinin makâmında rahmetine gark ederek onlarla berâber eylesin.
Hocalarımdan bir diğeri de Mısır’ın mümtâz ve asrın emsâlsiz şahsiyyetlerinden olan, hâlen Câmi‘u’l-Ezher Şeyhi, allâme muhterem eş-Şeyh Şemsu’d-Dîn Muhammed el-Enbâbî eş-Şâfi‘î’dir. İbnu’l-Kâsım, el-Hatîb ve diğerlerinin el-Gâye üzerine yazdıkları şerhleri okutduğu derslerine iki sene devâm etdim. 1313’de [1895] vefât etmişdir.
Bir diğeri allâme muhterem Abdu’r-Rahmân eş-Şirbînî’dir; Câmi‘u’l-Ezher Şeyhi idi, 1326’da [1908] vefât etmişdir.
[19]
Bir diğeri allâme muhterem eş-Şeyh Abdu’l-Kâdir er-Râfi‘î el-Hanefî et-Trablusî’dir; Câmi‘u’l-Ezher’de Şamlılar revâkının üstâdıydı; 1323’de [1905] vefât etmişdir.
Bir diğeri allâme muhterem Yûsuf el-Berkâvî el-Hanbelî’dir; Câmi‘u’l-Ezher’de Hanbelîler revâkının şeyhidir. Allah cellecelâluhû onları muhâfaza eylesin; ömürlerini uzun, ilimlerinden istifâdeyi dâim eylesin.
Bunlardan başka hocalarım da vardı. Kimisi hayatda, kimisi de Hakk’ın rahmetine kavuşdu.
[20] Bunların hepsi büyük âlimlerdir; Allah cellecelâluhû onları hayırla mükâfatlandırsın, kerâmet ve selâmet diyârında beni de onlarla birlikde eylesin.
Tahsîlimi ikmâl etdikden sonra İczim’e döndüm. Akka ve İczim’de din dersleri vermeye başladım. Sık sık Beyrut’a ve güzîde âlimlerle görüşdüğüm Şam’a seyahât etdim. Bunların en önde geleni Dımeşk Müftisi, üstâdımız allâme es-Seyyid eş-Şerîf Mahmûd Efendi el-Hamzâvî el-Hanefî’dir, Allah cellecelâluhû ona rahmet eylesin. Onunla Sahîh-i Buhârî’nin başlarını okuduk. Bunun üzerine bana, Sahîh’in hepsine, yanısıra diğer bütün rivâyetlerine ve kendi eserlerine şâmil olan umûmî bir icâzetnâme verdi. Bu icâzetnâmeyi bizzat o muhteşem uslûbu ve güzel bir hattla yazdı; bunu bir kısmını Hâdi’l-Mürîd’de [aşağıda 36. madde] zikretdim.
İki kez İstanbul’a gitdim [ilki 1293/1876] ve orada birkaç yıl çalışdım. Neşir hayâtından çekilene kadar el-Cevâib gazetesinin mes‘ûl müdürlüğünü yürütdüm.
[21] Aynı zamanda bu gazetenin matba‘asında tab’ edilen Arabca kitabları tashîh etdim.[22] Bunun karşılığında 10 Lira aylık alıyordum. Bu işler günde iki-üç saatimi alıyordu ve bunu gazete ve matba‘a sâhibi Ahmed Fâris Efendi’nin [eş-Şidyâk][23] ısrarlı talebleri üzerine yapıyordum. Fâris Efendi bana çokça hürmet ve hayır duâ ederdi. Yeni resmî vazîfem [Kadılık] için ayrılmam gerekince fevkalâde hüzünlenmiş, kalmam için ortaklık veyâ maâşıma zamm teklîf etmişdi, ama ben kabûl etmedim.
İstanbul’dan ilk ayrılışımda Irak’a, Musul eyâletinin bir Kürd beldesi olan Kavî sancağına gitdim. 1297’de [1880] İstanbul’a tekrar döndüm. İstanbul’dan ikinci ayrılışım, 1300’de [1883] Sûriye-Filistin sâhil şeridindeki Lazkiye’ye Cezâ Mahkemesi Reisi olarak ta’yîn edilişim sebebiyledir. Beş yıl sonra Devlet-i ‘Âliye –Rabbim dâim muzaffer eylesin– beni Kudüs-i Şerîf’de Cezâ Mahkemesi Hâkimliği’ne ta‘yîn etdi. Bu iş, talebim ve haberim olmaksızın, ellerinden Allah cellecelâluhû’nun benim için hayır murâd etdiği kişiler vâsıtasıyla olmuşdur. Daha bir sene geçmeden de –sekiz ay sonra– (Receb 1305/1888), yine hiç bir talebim ve haberim olmadan, Beyrut Hukûk Mahkemesi Reisliği’ne terfî’ etdim.
[24] 1324’e [1907] kadar bu vazîfemi sürdürdüm. Rabbim cellecelâluhû, oğlum Muhammed Şemseddîn’i ve kız kardeşleri Fâtıma ile ‘Âişe’yi orada lûtfetdi. 1310’da [1893], yine oradayken Hacc da nasîb oldu. Fakat ‘umûmî bir vebâ salgını sebebiyle Habîb-i A‘zam Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’i ziyâret edemedim.”[25]
en-Nebhânî, İdrîsiyye, Nakşbendiyye, Kâdiriyye, Halvetiyye, Rıfâ‘iyye ve Şâzeliyye tarîkatlerine müntesib idi.
[26]
Merhûm, Jön-Türk ihtilâline ve II. Abdu’l-Hamîd Hân’ın hal’ine kadar Beyrut Hukûk Mahkemesi Reisliği vazîfesini sürdürmüşdür. Jön Türklerin, II. Abdu’l-Hamîd Hân’a muhabbeti olan böyle bir âlim zâtı azletmiş olmaları anlaşılmaz değildir! Bu büyük âlim azlinden sonra köyüne çekilib kendini tamâmiyle ibâdet u tâ‘ate, eser te’lîfine verdi. Medîne-i Münevvere’ye gitdi ve uzun müddet Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e komşu oldu. Şerîf Hüseyin isyânından sonra tekrâr Beyrut’a, köyüne geri döndü ve 29 Ramazân 1350’de (06.02.1932) dâr-ı bekâya göçdü. Rabbim mekânını cennet ve sevgilisi Resûl-i Zîşân Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e komşu eylesin (âmin!).

Eserleri
[27]
Kitablar alfabetik sıraya göre dizilmişdir. Milâdî târihlerin Hicrî târihe (veyâ tersi) tebdîli takrîbîdir.
1. Ahsenu’l-Vesâil fî Nazmi Esmâ’i’n-Nebiyyi’l-Kâmil sallallâhu 'aleyhi ve sellem, üçyüz mısradan müteşekkil matbû’ bir eser.
۱ Müellif [Muhammed bin Süleymân] el-Cezûlî’nin Delâilu’l-Hayrât[ve Şevâriku’l-Envâr fî Zikru’s-Salât ale’n-Nebiyyi’l-Muhtâr]’ına yazdığı ed-Delâlâtu’l-Vâdihât adlı şerhin [10. maddeye bkz.] mukaddimesinde, esmâ-i nebeviyyenin cem’ ve tasnîfi ile ilgili kısa bir târih verir; ayrıca o güne kadar yapılmış tahkîkleri de zikreder:
el-Kâdı ‘Iyâd’ın eşsiz şâheseri eş-Şifâ’.
el-Fâkihânî, el-Fecru’l-Munîr.
Ebû ‘Imrân ez-Zanâtî’nin hulâsâsı (201 isim).
el-Cezûlî’nin ez-Zanâtî’ye dayanarak yazdığı ibâdetlerle ilgili şâheseri Delâilu’l-Hayrât.
es-Suyûtî, el-Hadâ’ik fî Esmâ’i Hayri’l-Halâ’ik (300+isimler).
es-Suyûtî, er-Riyâzu’l-Enîka fî Esmâ’i Hayri’l-Halâ’ika, el-Hadâ’ik’in kaynaklarını sıralar.
es-Suyûtî, el-Behcetu’s-Seniyye (500 isim).
es-Sahâvî, el-Kavlu’l-Bedî’ fi’s-Salât ‘alel-Habîb eş-Şâfî’ (450 isim).
el-Kastallânî, el-Mevâhibu’l-Ledünniyye, es-Sahâvî’ye dayanır.
ez-Zurkânî, Şerhu’l-Mevâhib (800+isimler).
en-Nebhânî, Ahsenu’l-Vesâil, manzum ve el-Esmâ fîmâ li-Rasûlillâhi sallallâhu 'aleyhi ve sellem mine’l-Esmâ [32. maddeye bkz.], nesir (830 isim). Şeyh Enîs Ludhianvî rahimehullâh, üç lisan üzere yazılmış bir tahkîki geçenlerde neşretdi.
2. ‘Alâmâti Kıyâmi’s-Sâ‘ati’s-Suğrâ ve’l-Kübrâ, 2. tab’, Nikusya, el-Ceffân ve’l-Câbî li’n-Neşr, 1410 (1990).
٢
3. el-Beşâ’iru’l-Îmâniyye fi’l-Mubeşşirâti’l-Menâmiyye, matbû’.
٣
4. el-Burhânu’l-Musaddad fî İsbâti Nübüvveti Seyyidinâ Muhammed sallallâhu 'aleyhi ve sellem, matbû’.
٤
5. Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ, iki cilt birarada, 1329 [1911] (el-Mektebetu’s-Sakâfiyye, Beyrut, 1411’de [1991] yeniden neşreder).
٥ Evliyânın kerâmetlerini cem’ eden bir ansiklopedi. Müellif mukaddimesine te’lîfâtının listesini derc etmiş. Nitekim biz, bu bibliyografyayı hazırlarken oradan istifâde etdik. en-Nebhânî “İstifâde etdiğim kitablardan ba’zılarını zikretmek istiyorum” diyor ve şu eserleri sıralıyor (1/9-11):
– [İmâm Veliyyu’d-Dîn] et-Tebrîzî, Mişkâtu’l-Mesâbîh, 737’e [1336] te’lîf etmiş.
– [Fahru’r-]Râzî (vef. 606 [1209]), et-Tefsîru’l-Kebîr.
– [Emîr] Usâme bin Munkiz (vef. 584 [1188]), [Kitâb]u’l-İ‘tibâr .
– [Ebi’l-Kâsım] el-Kuşeyrî (vef. 465 [1072]), er-Risâletu’l-Kuşeyrîyye.
– Ebî ‘Abdullâh bin en-Nu‘mân el-Merâkişî (vef. 683 [1284]), Misbâhu’s-Selâm fi’l-Müsteğîsîn bi Hayri’l-Enâm sallallâhu 'aleyhi ve sellem.
– Şeyhu’l-Kebîr Seyyidî Muhyi’d-Dîn bin el-‘Arabî (vef. 636 [1238]), Rûhu’l-Kuds; el-Fütûhâti’l-Mekkiyye; Mevâki‘u’n-Nucûm ve el-Muhâdarât.
– İmâm el-Yâfi‘î (vef. 768 [1366]), Ravdu’r-Reyâhîn ve Neşru’l-Mehâsin.
– Kemâlu’d-Dîn Muhammed bin Ebu’l-Hasen ‘Alî es-Sirâc er-Rıfâ‘î el-Kuraşî eş-Şâfi‘î, Tuffâhu’l-Ervâh. [H.] Sekizinci asırda yaşamış olan müellif, es-Subkî ve İbn Teymiyye’nin mu‘âsırıdır.
– ‘Ârif bin ‘İbâd (vef. 792 [1389]), Şerhu’l-Hikemi’l-‘Atâ’iyye.
– es-Sehâvî, Tuhfetu’l-Ahbâb. [H.] Dokuzuncu asırda yaşamış olan müellif, meşhûr [muhaddîs] Hâfız es-Sehâvî ile karışdırılmamalıdır.
– İbnu’l-Havrânî (11. asırda yaşamış), el-İşârâtü li-Emâkini’z-Ziyârâti fî Dımeşki’ş-Şâmi.
– Şeyh Celâlu’d-Dîn el-Basrî ed-Dımeşkî, Tuhfetu’l-Enâm fî Fezâili’ş-Şâm, 1002 [1593].
– İmâm Zeynu’d-Dîn Ebu’l-‘Abbâs Ahmed bin Ahmed bin ‘Abdu’l-Latîf eş-Şercî ez-Zebîdî (vef. 893 [1487]), Tabakâtu’l-Havvâs min Ehli’l-Yemen. Müellifin Buhârî muhtasarı da var [et-Tecrîdu’s-Sarîh].
– Kâdî ‘Abdu’r-Rahmân el-‘Alîmî el-Hanbelî (vef. 927 [1520]), el-Unsu’l-Celîl.
– Taşköprüzâde (vef. 969 [1562]), eş-Şekâ’iku’n-Nu‘mâniyye.
– Seyyidî eş-Şeyh ‘Alvân el-Hamavî (vef. 936 [1529]), Şerhu Tâ’iyyeti İbni Habîbini’s-Safadî ve Nesemâtu’l-Eshâr fî Kerâmâti’l-Evliyâ’i’l-Ahyâr.
– eş-Şeyh Muhammed bin Yahyâ et-Tâzifî el-Hanbelî (vef. 963 [1556]), Kalâ’idu’l-Cevâhir fî Menâkibi’ş-Şeyh ‘Abdu’l-Kâdir.
– İmâm ‘Abdu’l-Vehhâb eş-Şa‘rânî (vef. 972 [1564]), el-Minenu’l-Kübrâ, el-Bahru’l-Mevrûd, el-Ecvibetu’l-Merdiyye, et-Tabakâtu’l-Kübrâ.
– İmâm el-Munâvî (vef. 1001 [1592]), et-Tabakâtu’l-Kübrâ ve et-Tabakâtu’s-Suğrâ.
– İbnu’l-Mübârek el-Fâsî, el-İbrîzu fî Menâkibi Seyyidî ‘Abdi’l-‘Azîz ed-Debbâği, te’lîfine 1129’da (1717) başlamış.
– es-Seyyid Muhammed bin Ebî Bekr eş-Şillî Bâ‘alevî (vef. 1093 [1682]), el-Maşr‘au’r-Ravî fî Menâkıbi Sâdâtinâ Âl-i Bâ‘alevî.
– eş-Şeyh Muhammed Necmu’d-Dîn el-Ğazzî (vef. 1061 [1651]), el-Kevâkibu’s-Sâ’iretü fî A‘yâni’l-Mi‘eti’l-‘Âşira.
– eş-Şihâb Ahmed el-Makarrî (vef. 1041 [1631]), Nefhu’t-Tîb.
– Muhibbî (vef. 1111 [1699]), Hulâsetu’l-Eser fî A‘yâni el-Karni’l-Hâdî ‘Aşer.
– Seyyîd Muhammed Halîl el-Murâdî (Şâm Müftisi, vef. 1206 [1791]), Silku’d-Durer fî A‘yâni el-Karni’s-Sânî ‘Aşer.
– ‘Abdu’r-Rahmân bin Hasan el-Cebertî (vef. 1237 [1821]), Târîh Misr.
– Seyyidî el-‘Ârifbillâh eş-Şeyh ‘Abdu’l-Ğanî en-Nâbulsî (vef. 1144 [1731]), Şerhu’t-Tarîkati’l-Muhammediyye.
– Hocam eş-Şeyh Hasan el-‘Advî el-Mısrî (vef. 1303 [1885]), Şerhu’l-Bürde.
– Hocamız ‘allâme ve mürşid eş-Şeyh Muhammed el-Hânî en-Nakşbendî’nin oğlu eş-Şeyh ‘Abdu’l-Mecîd Rahimallâhi Teâ‘lâ (vef. 1317 [1899]), el-Hadâ’iku’l-Verdiyye fî Hakâ’iki Ecillâ’i’n-Nakşbendiyye.
6. Câmi‘u’s-Salâvât, 1318 [Beyrut, 1900].
٦
7. Câmi‘u’s-Senâ’i ‘Alallâh, matbû’.
٧
8. Cevâhiru’l-Bihâr fî Fezâili’n-Nebiyyi’l-Muhtâr sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1327 [Beyrut, 1909], dört cild.
٨
9. el-Cumu‘a ‘ale’l-Mezâhibi’l-Erba‘a.
٩
10. ed-Delâlâtu’l-Vâdihât Şerhi Delâ’ili’l-Hayrât,
١٠ İmâm el-Cezûlî’nin Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e yazdığı, nev’inin en ma’rûf münâcât risâlesine yazılmış bir şerh. Şamlı Bassâm Abdu’l-Vehhâb el-Câbî bu risâlenin tâmamen harekelenmiş Delâ’il ile birlikde iyi bir neşrini hazırladı.[28]
en-Nebhânî’nin ed-Delâlât’a yazdığı mukaddime, Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e salât u selâmın âdâbı ile ilgili târihî ve fıkhî zengin tafsilâtı hâvîdir. en-Nebhânî burada, teşehhüdde Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in adına Seyyidinâ ‘unvânının eklenmesinin müreccah olduğuyla ilgili (ilk evvel Se‘âdeti’d-Dâreyn’in mukaddimesinde yer alan) mufassal tedkîkini tekrâr arzeder. Bu görüş, husûsiyle İbn ‘Abdu’s-Selâm, el-İsnevî, el-Mahallî, es-Suyûtî, el-Firûzâbâdî, er-Remlî, es-Sehâvî, el-Heytemî, en-Nebhânî ve diğer mü-teveffâ Şâfi‘î ulemâsının tercihidir.
Bu mes’elede âdâbın tâ‘ate takdîm edilmesinin delilleri şöyle sıralanıyor: 1. Hazret-i Ebû Bekr radıyallâhu 'anh’in namazda Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e, O’nun emrine rağmen, imamlık etmekden imtinâ’ etmesidir. Namazdan sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem ona sorar: “Ey Ebû Bekr, seni emrime itâ‘atden men’ eden nedir?” Hazret-i Ebû Bekr radıyallâhu 'anh özrünü şu meşhûr cevâbıyla beyân eder: “Mâ kâne libni Ebî Kuhâfete en yetekaddeme beyne yedey Rasûlillâh – İbni Ebî Kuhâfe’nin Allâh Rasûlu’nun önüne geçmesi uygun olmaz.” Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem de onu tasvîb eder.
[29] 2. İbn Mes‘ûd’un şu sözleri: “Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e salât getireceğiniz zaman en güzelini getiriniz (izâ salleytum fe ahsinû’s-salâte ‘alâ nebiyyukum), zirâ –sen bilmezsin ama– bu O’na gösterilebilir. Onun için şöyle söyle: ‘Ey Allâhım! Salâtın, rahmetin ve selâmın, muttakîlerin imâmı, hatemu’l-enbiyâ, kulun ve elçin Muhammed’e, hayrın imâmı ve lideri, Rahmet elçisi Seyyidi’l-Mürselîn’e olsun! Ey Allâhım! O’nu gelmiş geçmiş bütün mahlukâtın müştâk olacağı bir makâm-ı mübeccele yükselt! Ey Allâhım! İbrâhim ve âline rahmet etdiğin gibi Muhammed ve âline de rahmet et! Muhakkak ki Sen, Hamîd ve Mecîdsin! Ey Allâhım! İbrâhim ve âlini mübârek kıldığın gibi Muhammed ve âlini de mübârek kıl! Muhakkak ki Sen, Hamîd ve Mecîdsin!’ ”[30]
Hazret-i Peygamber Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e seyyid demenin delilleri şu âyet-i kerîmelerdir: “hem bir efendi (seyyiden) hem gâyet zâhid, ve bir Peygamber, sâlihînden” (3:39) ve “kapının yanında Hanımın beyine (seyyidehâ) rast geldiler” (12:[25]). Kezâ şu hadîs-i şerîfler: 1. “Ben insanoğlunun seyyidiyim.”
[31]; 2. “Oğlum [Hasan] seyyiddir.”[32]; 3. “Büyüğünüzü [Sa‘d bin ‘Ubâde] ayakta istikbâl ediniz (kûmû ilâ seyyidikum).”[33], bu hadîs-i şerîf aynı ma‘nâya gelen Kûmû li-seyyidikum lafzıyla da rivâyet edilmişdir.[34] (Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in Câbir bin ‘Abdullah radıyallâhu 'anh’a ve İbn Ebî Evfâ radıyallâhu 'anh’ın âline olduğu gibi Sa‘d bin ‘Ubâde radıyallâhu 'anh’ın âline Allâh cellecelâluhû’dan husûsen rahmet ve bereket dilemesi şâyân-ı dikkat bir husûsdur). 4. “Hazret-i Fâtıma radıhallâhu 'anhâ, Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in oturduğu bir odaya girdiğinde Hazret-i Peygamber Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem ayağa kalkar onu selâmlar, elini tutar, onu öper ve ona yerini verirdi; kezâ Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem de Hazret-i Fâtıma radıyallâhu 'anhâ’nın oturduğu bir odaya girse, Hazret-i Fâtıma radıyallâhu 'anhâ ayağa kalkar ve Onu selâmlar, elini tutar, Onu öper ve Ona yerini verirdi.”[35]; 5. Sehl bin Huneyf radıyallâhu 'anh Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e bir suâl tevcih edecek olsa “yâ seyyidî!” diye hitâb ederdi.[36] 6. Mâlik ve Süfyân du‘âda Yâ Seyyidî diye değil Yâ Rabbî diye hitâb edilmesi gerektiğine dâir fetvâ vermişlerdir.[37]
11. Delîlu’t-Tuccâr ilâ Ahlâki’l-Ahyâr, matbû’.
١١
12. Efdalu’s-Salâvât ‘alâ Seyyidi’s-Sâdât sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1309 [1891].
13. el-Ehâdîsu’l-Erba‘în fî Fazli’l-Cihâd ve’l-Mücâhidîn, matbû’.
١٢
14. el-Ehâdîsu’l-Erba‘în fî Fezâili Seyyidi’l-Mürselîn sallallâhu 'aleyhi ve sellem, matbû’.
15. el-Ehâdîsu’l-Erba‘în fî Vücûbi Tâ‘ati Emîri’l-Mü’minîn, matbû’.١٣
16. el-Ehâdîsu’l-Erba‘în min Emsâli Efsahi’l-Mürselîn sallallâhu 'aleyhi ve sellem, matbû’.
١٤
17. el-Envâru’l-Muhammediyye [mine’l-Mevâhibi’l-Ledünniyye], el-Kastallânî’nin el-Mevâhi-bi’l-Ledünniyye'sinin muhtasarıdır, 1310 [Beyrut, 1892], 632 s..
١٥
18. el-Erba‘îne Erba‘în min Ehâdîsi Seyyidi’l-Mürselîn sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1329.
١٦
19. Erba‘ûne’l-Erba‘în fî Fezâili’l-Kur’âni’l-‘Azîm, 2. tab’, Haleb, 1392 (1972).
١٧
20. Erba‘ûne Hadîsen fî Erba‘îne Sîğatin fi’s-Salâti ‘ale’n-Nebiyyi sallallâhu 'aleyhi ve sellem.
١٨
21. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli ‘Alî.
١٩
22. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli Ebî Bekr.
٢٠
23. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli Ebî Bekrin ve ‘Umar.
٢١
24. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli Erba‘îne Sahâbiyyen.
٢٢
25. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli Lâ İlâhe İllallâh.
٢٣
26. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli ‘Umar.
٢٤
27. Erba‘ûne Hadîsen fî Fazli ‘Usmân.
٢٥
28. Erba‘ûne Hadîsen fî Fezâ’ili Ehle’l-Beyt.
٢٦
29. Erba‘ûne Hadîsen fî Medhi’s-Sünneti ve Zemmi’l-Bid‘a, Dâru İbn Hazm, Beyrut, 1410 (1990).
٢٧
30. el-Esâlîb el-Bedî‘a fî Fazli’s-Sahâbe ve Iknâ‘iş-Şî‘a.
٢٨
31. Esbâbu’t-Te’lîf mine’l-‘Âciz ed-Dâ‘îf ; Câmi’u Kerâmâti’l-Evliyâ’nın ilâvesi.
٢٩
32. el-Esmâ’i fîmâ li-Resûlillâhi sallallâhu 'aleyhi ve sellem mine’l-Esmâ,
٣٠ Hazret-i Peygamber Efendimizin S 830-860 civârındaki ismini 300 mısrada nazm eder.
33. el-Fethu’l-Kebîr fî Dammi’z-Ziyâdeti ile’l-Câmi’u’s-Sağîr, Hâfız es-Suyûtî’nin el-Câmi’u’s-Sağîr’i ile ona yazdığı zeyli [ez-Ziyâdetü ile’l-Câmi’u’s-Sağîr] cem’ eden bir eser.
٣١
34. el-Fezâilu’l-Muhammediyye, matbû’.
٣٢
35. Gazâvâtu’r-Resûl sallallâhu 'aleyhi ve sellem, Suse, Dâru’l-Maarif, 1409 (1989).
٣٣
36. Hâdî’l-Mürîd ilâ Turuki’l-Esânîd,
٣٤ 1317 [1899]. Salavâtu’s-Senâ’a٣٥ ilâve. en-Nebhânî’nin zabtını veyâ Hadîs’de ve diğer İslâmî kaynaklardaki rivâyet zincirlerini tafsîl eder.
37. el-Hemziyyetü’l-Elfiyye (Tayyibetü’l-Ğarrâ) fî Medhi Seyyidi’l-Enbiyâ’ sallallâhu 'aleyhi ve sellem. Kenârında lafızların ma’nâlarının açıklandığı hâşiyesiyle birlikde, 1314 [Beyrut, 1896].
٣٦
38. Hizbu’l-Evliyâ’i’l-Erba‘în el-Musteğîsîn bi Seyyidi’l-Mürselîn sallallâhu 'aleyhi ve sellem. Hizbu’l-İstiğâsât bi Seyyidi’s-Sâdât sallallâhu 'aleyhi ve sellem olarak da bilinir.
٣٧
39. Huccetullâhi ‘ale’l-Âlemîn fî Mu’cizâti Seyyidi’l-Mürselîn sallallâhu 'aleyhi ve sellem.
٣٨
40. Hulâsetü’l-Beyân fî Ba‘dı Meâsiri Mevlânâ es-Sultân Abdilhamîd es-Sânî ve Ecdâdihî Âli ‘Osmân, el-Matba‘atu’l-Edebiyye, Beyrut, 1312 [1894].
٣٩
41. Hulâsetu’l-Kelâm fî Tercîhu Dîni’l-İslâm, matbû’.
٤٠
42. el-Hulâsetu’l-Vefiyye fî Ricâli’l-Mecmû‘ati’n-Nebhâniyye, matbû’.
٤١
43. Husnu’ş-Şir‘ati fî Meşrû’iyyeti Salâte’z-Zuhr izâ Te‘addedeti’l-Cumu‘a, matbû’.
٤٢
44. İrşâdu’l-Hayârâ fî Tahzîri’l-Muslimîn min Medârisi’n-Nasâra [elletî Ehle-ket Dîne’l-Müslimîn], bugünlerde pek çok Müslümân’ın, husûsiyle de tahsilli ve zengin olanlarının, korkunç bir şekilde kulak ardı etdikleri nasîhatleri muhtevî kıymetli bir eser. Müellif bunun muhtasarını da neşretmiş [50. maddeye bkz.]. ٤٣
45. el-İstiğâsetu’l-Kübrâ bi Esmâ’illâhi’l-Husnâ; Riyâzu’l-Cenne [62. maddeye bkz.] ile birlikte.
٤٤
46. İthâfu’l-Müslim bi Ehâdîs et-Terğîb ve’t-Terhîb mine’l-Buhârî ve Müslim, 1329 [1911].
٤٥
47. el-Mecmû‘atu’n-Nebhâniyye fi’l-Medâihi’n-Nebeviyye,
٤٦ 1320 [1902, Beyrut, dört cild], kenârında lafızların ma’nâlarının açıklandığı hâşiyesiyle birlikde.
48. Misâl en-Na‘li’ş-Şerîf, matbû’.
٤٧ Hindistanlı büyük Hanefî âlimi Mevlânâ Eşref ‘Alî et-Tahânevî’nin Zâdu’s-Sa‘îd’indeki bir faslın serlevhâsı “Neylu’ş-Şifâ’ bi-Na‘li’l-Mustafâ”dır. Hindistanlı üstadlarımızın ve muhaddislerimizin üstâdı, üstâd Muhammed Zekeriyyâ el-Kandehlevî, İmâm Tirmizî’nin temel eseri eş-Şemâ’ilu’l-Nebeviyye ve’l-Hasâilu’l-Mustafaviy-ye’nin İngilizce tercemesinde şunları söylüyor:
“Mevlâna Eşref ‘Alî Tanvî Sâhib Zâdu’s-Sa‘îd adlı kitâbına, Resûlullâh sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in na‘linlerinin bereketi ve fazîletine dâir tafsilâtlı bir risâle dercetmişdir. Alâka duyanların bu kitâbı okumaları gerekir. Hülâsaten diyebiliriz ki bunun [Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in na‘linlerinin] hadsiz-hesabsız hâssaları var. Ulemâ bunu pek çok kez tecrübe etmiş. Bunlardan biri [bu na‘linler vâsıtasıyla] Resûlullâh sallallâhu 'aleyhi ve sellem’i rüyâsında görme saâdetine erişmiş; bir diğeri müstebîdlerden emîn, bütün kalbî arzûlarına da vâsıl olmuşdur. Bütün gâyeler onlarla tevessül ederek hâsıl olmuşdur. Mezkûr kitâbda tevessülün usûlü de anlatılıyor.”
49. Muferricu’l-Kurûb ve Muferrihu’l-Kulûb, matbû’; müşkilâtın def‘i için okunacak Nebevî tazarru‘ları câmi‘ bir eser.
٤٨
50. Muhtasar İrşâdu’l-Hayârâ, [44. maddedeki eserin muhtasarı].
٤٩
51. Muntehab es-Sahîheyn, matbû’, takrîben 3000 hadîs-i şerîfi muhtevîdir.
٥٠
52. el-Müzdevicetu’l-Ğarrâ fi’l-İstiğâseti bi Esmâ’illâhi’l-Hüsnâ.
٥١
53. en-Nazmu’l-Bedî’ fî Mevlidi’ş-Şefî’ sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1312 [1894, Kâhire ve Beyrut].
54. Nemûzecu’l-Hükmi’n-Nebeviyye.
٥٢
55. Nücûmu’l-Muhtedîn ve Rücûmu’l-Mu’tedîn fî İsbâti Nübüvveti Seyyidinâ Muhammedin Seyyidi’l-Mürselîn sallallâhu 'aleyhi ve sellem ve’r-Reddu ‘alâ A‘dâihi İhvâni’ş-Şeyâtîn, mücessem matbû’ bir eser.
٥٣
56. el-Kasîdetu’r-Râ‘iyyetü’l-Kubrâ fî Vasfi’l-Ümmeti’l-İslâmiyyeti ve’l-Milel el-Uhrâ, matbû’.
٥٤
57. el-Kasîdetu’r-Râ‘iyyetu’s-Suğrâ fî Zemmi’l-Bid‘ati ve Ehlihâ ve Medhi’s-Sünneti’l-Ğarrâ, matbû’.
٥٥ Hâssaten asrın en büyük üç bid‘atcısı olan Cemâleddîn el-Efgânî, Muhammed ‘Abduh el-Mısrî ve el-Menâr cerîdesi sâhibi Reşîd Rızâ’yı zemmeden manzum bir eser [elinizdeki eser].
58. el-Kavlu’l-Hâkk fî Medhi’s-Seyyidi’l-Halk sallallâhu 'aleyhi ve sellem, matbû’.
٥٦
59. Kurreti’l-‘Ayn mine’l-Beydâvî ve’l-Celâleyn, matbû’.
٥٧
60. er-Rahmetu’l-Muhdât fî Fazli’s-Salât, matbû’.
٥٨
61. Ref’u’l-İştibâh fî İstihâleti’l-Ciheti ‘alellâh; Şevâhidu’l-Hakk’ın [74. maddeye bkz.] bir parçası olarak neşredilmişdir.
٥٩
62. Riyâzu’l-Cenne fî Ezkâri’l-Kitâb ve’s-Sünne, matbû’.
٦٠
63. es-Sâbikâtu’l-Ciyâdu fî Medhi’s-Seyyidi’l-‘İbâd sallallâhu 'aleyhi ve sellem, matbû’.
٦١
64. Salavâtu’l-Ahyâr ‘ale’n-Nebiyyi’l-Muhtâr sallallâhu 'aleyhi ve sellem.
٦٢
65. es-Salavâtu’l-Elfiyye fi’l-Kemâlâti’l-Muhammediyye.
٦٣
66. es-Salavâtu’l-Erba‘în li’l-Evliyâ’i’l-Erba‘în.
٦٤
67. Salavâtu’s-Senâ’ ‘alâ Seyyidi’l-Enbiyâ’ sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1317 [1899, Beyrut]; ilâvesinde Hâdi’l-Mürîd var [36. maddeye bkz.].
٦٥
68. Se‘âdeti’d-Dâreyn fi’s-Salâti ‘alâ Seyyidi’l-Kevneyn sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1318 [1900], 720 sâhife.
٦٦ Ard arda gelen onar beytlik muvaşşah şi‘rleri muhtevîdir.

أنا عبد لسيد الأنبياء / وولاﺋﻲ ﻟﻪ ﺍﻟﻘﺪﻳﻢ ولاﺋﻲ
I. Seyyidi’l-Enbiyâ’nın kölesiyim / O’na olan sadâkatim kadîmdir

أنا عبد لعبده و لعبد العبد / عبد ﻛﺬﺍ ﺑﻐﻴﺮ ﺍﻧﺘﻬﺎﺀ
II. O’nun kölesinin kölesi, kölesinin kölesiyim / Ve böylece, ilâ nihâye...

أنا لاأنتهی عن القرب من با / ب رضاه فی جملة الدخلاء
III. Her dâim rızâ kapısının yanında, / Hep müsâfirleri arasındayım

أنشرالعلم فی معاليه للناس / وأشدوبه مع الشعراء
IV. O’nun âlî evsâfını nâtık ilmi insanlara neşr / Ve bunu şuerâ ile birlikde terennüm ederim

فعساه يقول لی أنت سلما / ن ولائی حسان حسن ثنائی
V. Belki bana şöyle der: “Sen, sadâkatimin Selmânı / Hüsn-i sen’âmın Hassânısın”

وبروحی أفدی تراب حماه / وله الفضل فی قبول فدائی
VI. Rûhumu fedâ ederim eşiğinin toprağına / Bu hediyemi kabûl lûtfu âitdir O’na

فاز من ينتمی إليه ولاحا / جة فيه لذلك الإنتماء
VII. O’na intisâb eden erer kurtuluşa / O ise muhtâc değildir böyle bir intisâba

هوفی غنية عن الخلق طراً / وهم الکل عنه دون غناء
VIII. O hiç bir mahlûka muhtâç değildir / Ama bütün mahlûkât O’na muhtâçdır

وهوالله وحده عبده الخا / لص مجلی الصفات والأسماء
IX. O, tek olan Allâh’ın hâlis kulu / Esmâ’ ve Sıfât’ının tecelligâhıdır

کل فضل فی الخلق فهو/ من الله إليه ومنه للأشياء
X. Mahlûkâtdaki bütün fezâil / O’na Allah’dan gelir, O’ndan da bütün eşyâya.

69. Se‘âdeti’l-Enâm bi-İttibâ’i Dîni’l-İslâm, matbû’. ٦٧
70. Se‘âdeti’l-Me‘âd fî Muvâzeneti Bânet Su‘âd, matbû’.
٦٨
71. Sebîlu’n-Necât fi’l-Hubbi fi’llâhi ve’l-Buğzi fi’llâh, matbû’.
٦٩
72. es-Sihâmu’s-Sâ’ibe li-Eshâbi’d-De‘âva el-Kâzibe. Şevâhidu’l-Hakk ile birarada
٧٠ [74. maddeye bkz.].
73. eş-Şeref el-Mü‘ebbed li-Âli Seyyidinâ Muahammed sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1309 [Beyrut, 1891].
٧١
74. Şevâhidu’l-Hakk fî’l-İstiğâseti bi Seyyidi’l-Halk sallallâhu 'aleyhi ve sellem, 1323 [Beyrut, 1905]
٧٢, muhtelif dalâlâtın reddine tahsîs edilmiş birkaç risâleyi muhtevî yüzlerce sâhifeden müteşekkil bir mecmû‘a. Mevzûlarından ba’zıları şunlardır:
[1] Cenâb-ı Hakk cellecelâluhû’ya cihet isnâdı: en-Nebhânî’nin, Şeyh Ahmed ibn Teymiyye’nin Cenâb-ı Hakk cellecelâluhû’ya cihet ve mekân isnâdında müteşâbihât ile istişhâd etdiği ma’hûd eseri Fetavâ Hamaviyye’ye reddiyesi olan Ref‘u’l-İştibâh fî İstihâleti’l-Ciheti ‘alellâh nâm mükemmel risâlesi [59. maddeye bkz.]. Diğer bir reddiye İmâm İbn Cehbel el-Kilâbî’ninkidir (v. 733) ki, bu uzun reddiyeyi Tâce’d-Dîn İbn es-Subkî Tabakât eş-Şâfi‘iyye el-Kubrâ’sına olduğu gibi almışdır;
[38] bir diğeri Şeyh Muhammed Sa‘îd ibn Abdu’l-Kâdir el-Bağdâdî el-Nakşben-dî’nin (v. 1339) el-Vechu fî İbtâli’l-Ciheti serlevhâlı otuzaltı varaklık henüz neşredilmemiş bir eser;[39] ve İmâm Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin Hutûratu’l-Kavlî bi’l-Ciheti nâm eseridir. Kevserî bu eserinde, İmâm el-Beyâdî’nin İmâm Ebû Hanîfe’nin şu sözüyle ilgili îzâhını da naklediyor: “Her kim ‘Rabbim yerde midir yoksa gökde midir, bilmiyorum’ derse îmânsızdır. Kezâ her kim ‘O tahtında oturur ama tahtı yerde midir yoksa gökde midir bilmiyorum’ derse, o da îmânsızdır.”[40] el-Bayâdî İşârâtu’l-Merâm’ında bunu şöyle îzâh eder:
“Bunun sebebi, kâilin bu söz ile Hâlık-ı Zülcelâl cellecelâluhû’ya cihet ve hudud tâyin etmesidir; zîra ciheti ve hudûdu olan her şey bizzarûre mahlukdur. Binâenaleyh bu söz, Allah cellecelâluhû’ya kusûr atfetmekdir. İlâhî cismâniyyete ve cihete inanan o kimsedir ki, hevâss ile idrâk edilemeyen her şeyin varlığını münkîrdir. Onlar, fevkettabî‘a olan ulûhiyyet cevherini reddederler. Bu da onları kat‘î sûretde îmânsızlığa götürür.”
[41]
İmâm ‘Abdu’l-Kâdir el-Bağdâdî Usûli’d-Dîn kitâbında istivâ’ âyetini müteşâbih sayanlardan, İmâm Mâlik bin Enes’den, Medîneli yedi fakihden ve el-Esmâ’î’den iktibaslarda bulunur.
[42] İmâm el-Pezdevî Usûl'ünde cismâniyyet sıfatıyla ilgili olarak bunun ma’lûm bi-aslihi müteşâbihun bi-vasfihi olduğunu söyler.[43] el-Bağdâdî ve el-Pezdevî’nin sözleri, İbn Teymiyye’nin el-Iklîl fi’l-Müteşâbihi ve’t-Te’vîl adlı risâlesindeki iddiâsının butlânını teşhîr ediyor. İbn Teymiyye orada diyor ki “Bunları [Esmâ ve Sıfat-ı İlâhiyye’yi] müteşâbihâtdan sayan ne selefden ne de imâmlardan her hangi birini, ne Ahmed bin Hanbel’i ne de diğerlerini biliyorum.”[44] en-Nebhânî, İbn Teymiyye’nin değil sâdece bu âyetlerin ma’nâsını bilmek iddiâsında olduğunu, aynı zamanda bunların iş‘ârî ma’nâlarına “hakîkaten” ve “bizâtihi” gibi kesin tefsirî kelimeler eklediğini de gösteriyor (s.251). en-Nebhânî sözünü şöyle bağlıyor: “Eğer bu gibi [Sıfat-ı İlâhiyye’nin cismâniyyeti ile ilgili] âyetlerin ma’nâsı biliniyorsa, bu, mahlukâtın bilinen sıfatlarından gayrı bir ma’nâda olamaz; meselâ istivâ’nın kendimiz için ma’lûm olan oturmak (el-culûs) ma’nâsında olması gibi ve bu diğer mübhem kelimelere de tatbîk edilir.”
[2] Peygamber Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in kabr-i şerîfinde kendisine nidâ edenleri duyabileceğini inkâr eden Nu’mân el-Âlûsî gibi (bkz. el-Âyâtu’l-Beyyinât fî ‘Ademi Semâ‘i’l-Emvât) modernist “selefî”lerin iddiâlarına karşı bu hakîkati isbât eden deliller (s.283-285). el-Âlûsî’nin mezkûr kitâbının editörü, “Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in kabrinde, kendine selâm verenleri işitdiğine dâir bir delîl bulamadım.” diyecek kadar ileri gitmişdir!
[45]
[3] Tevessülün veyâ Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’den şefaât dilemenin delilleri: en-Nebhânî, tevessülün cevâzını reddedenleri fevkalâde tafsilâtlı bir şekilde cerh ediyor. Müellif, diğer ba’zı metinlerin yanısıra, Mekke Müftisi Şeyhu’l-İslâm es-Seyyid Ahmed Zeynî Dahlân’ın Hulâsetu’l-Kelâm fî Beyâni Ümerâ’i’l-Beledi’l-Harâm’ında sıraladığı delillerin hepsini zikrediyor (s.151-177). Dahlân aynı zamanda ed-Dürerü’s-S[e]niyye fi’r-Reddi ‘ale’l-Vehhâbiyye (Kâhire, 1319 [1901] ve 1347 [1928]) ile Finetü’l-Vehhâbiyye’nin de müellifidir; Vehhâbîliğin Necd ve Hicâz’daki inkişâfı bu eserlerde tafsilâtlı bir şekilde anlatılır. Hicâz ve civârı Ehl-i Sünnet ulemâsı da aynı şekilde kitab ebâdında reddiyeler yazdılar. Bunlardan Muhammed bin ‘Abdu’l-Vehhâb’ın kardeşi Süleymân’ın; Yemenli âlim es-Seyyid ‘Alevî bin el-Habîb Ahmed el-Haddâd Bâ ‘Alevî’nin; Hicazlı âlim Seyyid ‘Abdullâh bin Hasan Bâşâ Bâ ‘Alevî’nin; Şeyh İbrâhîm es-Samnûdî el-Mansûrî’nin (ve. 1314 [1896]) ve merhûm allâme Şeyh Selâme el-‘Azzâmî’ninkiler
٧٣ (ve. 1376 [1956]) bilhassa zikredilmelidir.[46]
[4] Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’i[n kabr-i şerîfini] ziyâret amacıyla sefere çıkılmasının meşrû’iyyetine dâir: Muhammed bin ‘Abdu’l-Hâdî es-Sârim el-Mubkî [fi’r-Redd ‘ale’s]-Subkî adlı eseriyle Şeyhu’l-İslâm et-Takî[yyu’d-Dîn] es-Subkî’nin şâheseri Şifâ’u’s-Sikâm fi’z-Ziyâreti Hayri’l-Enâm sallallâhu 'aleyhi ve sellem’e şiddetli bir şekilde hücûm eder. Abdu’l-‘Azîz bin Sıddîk el-Ğumârî’nin ifâdesiyle “Hadîs ulemâsının düstûrlarından inhirâf edib muta‘assıb bir uslûbla”
[47] yazılan iş bu es-Sârim el-Mubkî’yi en-Nebhânî cerh eder (s.241-247, 275-298). İbn ‘Abdu’l-Hâdî mezkûr eserini, hocası İbn Teymiyye’nin Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in kabr-i şerîfini ziyâret niyyetiyle sefere çıkılmasının günâh olduğunu beyân eden dâll fetvâsını müdâfa‘a gâyesiyle kaleme alır. Müellif, “hocasının bid‘atlerini müdâfa‘a için” kitâbını temelsiz ittihâmlarla doldurmuşdur; o sebeble kitâbın adı “eş-Şâtimu’l-İfkî (müfterî küfürbaz) olmalıydı.”[48] İmâm es-Subkî’yi haksız yere Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in kabr-i şerîfini ziyârete, ona secdeye, etrâfını tavâfa ve Hazret-i Peygamber sallallâhu 'aleyhi ve sellem’in, tamâmen Allâh cellecelâluhû’dan müstakîl olarak, Cennet’e girmek isteyen kimsenin önündeki engelleri kaldıracağı, ona kolaylık sağlayacağı ve Cennet’e girmesine vesîle olacağı inancını teşvîk etmekle ittihâm ediyor. Kezâ Nu‘mân el-Âlûsî hem İmâm el-Heytemî hem de İmâm es-Subkî’ye hücûm etdiği Celâ‘u’l-‘Ayneyn fî Muhâkemât el-Ahmedeyn’i yazdı. en-Nebhânî’ye göre el-Âlûsî, Hindistanlı Vehhâbî bir mutasavvıf olan Sıddîk Hasan Hân el-Kinnavcî’ye ithâf etdiği bu kitâbında İbn ‘Abdu’l-Hâdî’den daha bile ileri gitdi. Bu iki esere karşı yazılmış reddiyeler arasında el-Samannûdî’nin Nusretu’l-İmâm es-Subkî’si ve el-Ahnâ’î’nin bir monografisi de var. en-Nebhânî, es-Subkî’yi tenkîd eden iki kişinin şi’rlerlerinden de iktibâslarda bulunur. Bunlar, Hanbelî Ebu’l-Muzaffer Yûsuf bin Muhammed bin Mes‘ûd el-‘Ubâdî el-‘Ukaylî es-Saramrî ve “Şâfi‘î olduğunu iddiâ eden” Muhammed bin Yûsuf el-Yumnî el-Yâfi‘î’dir. Daha sonra da İbn ‘Abdu’l-Hâdî ve el-Âlûsî’yi cerh etdiği gibi bunları da cerh eder. Ahmed Zeynî Dahlân’ın kitablarında; Ebû ‘Abdullah bin el-Nu’mân el-Mağribî el-Tilimsânî el-Mâlikî’nin Misbâhu’l-Enâm fi’l-Müsteğîsîn bi Hayru’l-Enâm’ında; Sîretu Halebiyye müellifi Nûreddîn ‘Alî el-Halebî eş-Şâfi‘î’nin Buğyetu’l-Ehlâm’ında (her iki eser de en-Nebhânî’nin Huccetullâhi ‘ale’l-Âlemîn’ine derc edilmişdir); İmâm el-Lek-nevî’nin İbrâzu’l-Ğay fî Şifâ’i’l-‘Ay’ında; Şeyh Muhammed bin ‘Alevî el-Mâlikî’nin Şifâ’u’l-Fu’âd fî Ziyâreti Hayru’l-‘İbâd’ında; Kuveytli es-Seyyid Yûsuf er-Rifâ‘î’nin eserlerinde, kezâ Dubâili ‘Îsâ el-Himyerî’nin eserlerinde ilh... İbn Teymiyye’nin fetvâsının ğayr-ı mu’teber olduğu beyân edilmişdir.
en-Nebhânî Şevâhidu’l-Hak’da İbn Teymiyye hakkında şunları söylüyor: “Hıristiyanları, Şi‘îleri, mantıkcıları, sonra Eş‘arîleri ve Ehl-i Sünnet’i... hülâsa Müslümân veyâ Sünnî olup olmamasına bakmaksızın herkesi yalanlıyor”, üstelik bir de “velvele ile Selefe tâbi’ olmaya çağırıyor.” (s.207). Fakat en-Nebhânî, İbn Teymiyye’nin es-Sârimu’l-Meslûl ‘alâ Şâtimi’r-Rasûl adlı eserini “kıymetli bir kitabı” diye medh ediyor (s.275-276) ve rüyâsında İbn Teymiyye’yi bağışlanmış ve fakat Cennet’de Takîyyu’d-Dîn es-Subkî’den aşağı bir mertebede gördüğünü söylüyor. Ne en-Nebhânî ne de şâyân-ı i’timâd Ehl-i Sünnet ulemâsından herhangi bir kimse, hiçbir zaman İbn Teymiyye’ye kâfir dememişdir. Allah cellecelâluhû onu ve diğerlerini afvetsin; Müslüman olarak ölmeyi bizlere nasîb etsin; müstakîm hizmetçileriyle berâber eylesin! Âmîn
75. et-Tahzîr min İttihâzi’s-Suver ve’t-Tasvîr, matbû’.
٧٤
76. Tehzîbu’n-Nüfûs fî Tertîbi’d-Durûs, 1329 [1911], İmâm Nevevî’ye âit Riyâzu’s-Sâlihîn’in muhtasarı.
٧٥
77. Tenbîhu’l-Efkâr ilâ Hikmeti İkbâl ed-Dünyâ ‘ale’l-Küffâr.
٧٦
78. el-‘Ukûdu’l-Lu’lu’iyye fî’l-Medâ’ihi’n-Nebeviyye, matbû’.
٧٧
79. Vesâilu’l-Vusûl ilâ Şemâ’ili’r-Rasûl sallallâhu 'aleyhi ve sellem, İmâm Tirmizî’nin Şemâ’il’ine hâşiye [48. maddeye bkz.].
٧٨
80. el-Virdu’ş-Şâfî, İmâm el-Cezerî’nin el-Hisnu’l-Hasîn adlı eserinin muhtasarı. Nebevî tazarru’ ve ezkârı hâvî bir eser.
٧٩
Allah cellecelâluhû, Kâdî Yûsuf en-Nebhânî’ye ganî ganî rahmet edib Cennet’deki en âlâ insanlarla birlikde olmayı nasîb eylesin... Ümmet-i Muhammed nâmına kendisine çokca lütûf ve ihsân eylesin. en-Nebhânî’nin eserlerini okuyan birinin, onun ma’nevî refâkatinin faydasını, ilmindeki titizliğini, mühr-i Nebî’ sallallâhu 'aleyhi ve sellem aşkını, tevâzu’ ve hakîkat rûhunu görmemesi mümkün değil. Ümmet-i İslâm bu emsâlsiz incileri, İmâm ‘Abdu’l-Ganî en-Nâbulsî ve İmâm ‘Abdu’l-Vehhâb eş-Şa’rânî rahimehumullâh gibi fenâ fi’l-‘aşk olmuş geçmiş allâmele-rin mirâsının yanına koymuşdur.
Bu satırların müellifi [Cibrîl Fuâd Haddâd], Kâdî Yûsuf en-Nebhânî’nin –rahmetullâh– Basta nâhiyesi (Beyrut) Bâşûrâ civârındaki kabr-i şerîfini 24 Zilhicce 1423 (08.03.2002)/Cum‘a günü ziyâret etme sa‘âdetine nâil oldu; merhûmun mezar taşında şu yazılı: “Hassânu Ahmed sallallâhu 'aleyhi ve sellem, Yûsuf İsmâ‘îl en-Nebhânî.” Ertesi gün talebelerinden muhterem şeyh Hüseyin ‘Useyrân eş-Şâfi‘î en-Nakşbendî ile (tevellüdü 1329/1911) –Allah cellecelâluhû onu muhâfaza buyursun– müşerref oldum; bu zât, hem en-Nebhânî’den aldığı icâzetnâme hem de diğer kıymetli icâzetnâmeleri ile bize de icâzet vermişdir. “Bu, Rabbimin faz-lındandır” (27:40), “O, rahmetiyle imtiyâzı dilediğine bahşeder; daha Allah çok büyük fazl sâhibidir.” (3:74), “Ve selâm Mürselîne” husûsiyle de Seyyidi’l-Enbiyâ’ya, “ve hamd Rabbi’l-‘Âlemîn’e.” (37: 181-182). [Cibrîl Fuâd Beyden yapılan terceme burada bitdi].

Yûsuf en-Nebhânî merhûma âit eserlerin yukarıdaki listesi, görebildiğimiz ve kullandığımız mehazlardakilere nisbetle herhalde en eksiksiz olanıdır. Bu çalışmamızla merhûmun etrâfında teşekkül etmiş olan literatürü de elimizin erişdiği kadarıyla biraraya getirmeye çalıştık. Çalışmamız, en-Nebhânî ile ilgili yapılacak daha mufassal çalışmalara bir nebze de olsa ışık tutabilirse kendimizi bahtiyâr sayarız. Umulur ki merhûmun şefâatine nâil olalım...

__________________

Gerek müsveddelerin tashîhinde, gerekse Arabca metinlerin okunmasında sabırla bana yardım eden muhterem Mehmed Erel kardeşime müteşekkirim. Buna rağmen gözden kaçan hatâ ve noksanların mes‘ûliyyeti elbetde ki bana âitdir. Yûsuf en-Nebhânî’nin hayâtı ve eserleri hakkında himmetini esirgemeyeceklere şimdiden teşekkür ederim. heresiologist@gmail veyâ yusufhanif@gmail.com

Hâşiyeler
[1] “Asrîleşme” (modernization) ile umûmiyyetle ilimler ve bunların teknolojiye tatbîkiyle cem‘iyyetin ve tabiatın tahavvülü kastedilirken, “asrîlik” (modernity) ile bu tahavvülâtın, akılcılık (rationalism) ve ilimcilik (scientism) gibi, gerek ferdî gerekse ma’şerî zihinlerde hâsıl etdiği te’sîrler kastedilir (bkz. Jacques Waardenburg, “Some Thoughts on Modernity and Modern Muslim Thinking about Islām”, Islām and the Challenge of Modernity: Historical and Contemporary Contexts [Proceeding of the Inaugural Symposium on Islām and the Challenge of Modernity: Historical and Contemporary Contexts, held at and organized by the International Institute of Islamic Thought and Civilization in Kuala Lumpur, August 1-5, 1994], haz. Sharifah Shifa al-Attas, Kuala Lumpur, Malezya, 1416 [1996], s.317-319).
[2] Bilindiği gibi Napoléon 1209’da (1798) Mısır seferine sâdece askerlerle değil, farklı disiplinlere mensûb muazzam bir bilgin topluluğuyla çıkmışdı. “Institut d’Égypte”i Mısır’da, sözümona “Le progrès et a propagation des lumières” (terakkî ve tenvîr) gâyesiyle te’sîs edenler, bunlardı, bkz. F. Steppat, “Misr, Egypt (7. The Early Modern Period: 1798-1882)” ve J. Jomier, “Institut d’Égypte”, The Encyclopaedia of Islam, WebCD edition, Brill Academic Publishers, 1423 (2003).
[3] Abdullah Cevdet ile yapılmış ve Le Reveil de la Turquie’de neşredilmiş bir mülâkatdan nakleden Celâl Nûri (İleri), İttihâd-ı İslâm: İslâm’ın Mâzisi, Hâli, İstikbâli, Yeni Osmanlı Matba‘ası, İstanbul, 1331 (1913), s.378-379.
[4] Bkz. M. Şükrü Hanioğlu, “Garbcılar: Their Attitudes Toward Religion and Their Impact on the Official Ideology of the Turkish Republic”, Studia Islamica, 86, 1418 (Ağustos, 1997/2), s.133-158; aynı müellif, “Blueprints for a Future Society: Late Ottoman Materialists on Science, Religion, and Art”, Late Ottoman Society: The Intellectual Legacy, haz. Elisabeth Özdalga, RoutledgeCurzon, London, 1426 (2005), s.39-44, 49-67.
[5] Bkz. Doktor ‘Abdullah Cevdet, “Emvât-ı lâ-Yemût: Şeyh Muhammed ‘Abduh”, İctihâd, (Kâhire ve Cenevre), ‘aded 11, sene 1, Safer-Rebî‘u’l-evvel 1324 (Nisan 1906), s.163-165.
[6] Mezhebsiz/neoselefîsever müsteşrik kalemlerin şekillendirdiği “modernist İslâm” târihiyle ilgili literatürde böylesine dev isimlerin “ihmâl” edilmiş olmasına şaşmamak gerek. Sabrî Efendiyle ilgili bir dikkat için bkz. Aziz al-Azmeh, “Muslim Modernism and the Text of the Past”, Islām and the Challenge of Modernity..., s.427/hâşiye 87: “The fullest and most systematic statement of the sceptical position [towards scientism, Y.H.] in Modern Islamic thought known to me is by the last Shaykh al-Islām of the Ottoman state who fled to Egypt in 1924; it is virtually never quot­ed: Mustafā Sabrī, al-Qawl al-Fasl bayn alladhīna yu’minūn bil-Ghaib wa’l-ladhīna lā yu’minūn (Cairo: 1361) [1942] , esp. pp. 30 ff. For criticism of ‘Abduh and other modernist interpreters, see ibid., pp. 44-90.” (te’kîdler bana âit, Y.H.). Zâhidu’l-Kevserî için bkz. Ebubekir Sifil, “Muhammed Zâhid b. Hasan el-Kevserî”, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bid‘atleri Tenkid, c.1, Bedir nşr., İstanbul, 1426 (2005), s.116-127; Selâmetu’l-Kuda‘î için Müfid Yüksel, “20. Yüzyılda Bir Ehl-i Sünnet Âlimi: Selâmetu’l-Kuda’î el-‘Azzamî”, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa..., c.1, s.310-338.
[7] 40. maddedeki eserine bkz.
[8] Wilfrid Scawen Blunt, My Diaries: Being a Personal Narrative of Events 1888-1914, London, Martin Secker, 1351 (1932), 19 Ramazân 1320 (19.12.1902) târihli kayıt, s.450; ayrıca bkz. Malatyalı Muhammed Reşâd, “Abduh’un Mezhebi Hakkında Bir Mekâle”, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ..., s.191-195.
[9] Bu ta’bîr Zâhidu’l-Kevserî merhûma âitdir, Muhammed Zahid el-Kevseri, Hanefî Fıkhının Esasları [Fıkhu Ehli’l-Irâk ve Hadîsuhum tercemesi, Y.H.], trc. Abdulkadir Şener ve M. Cemal Sofuoğlu, Türkiye Diyanet Vakfı nşr., Ankara, 1411 (1991), s.12.
[10] R. Rızâ’nın Osmanlı ve Hilâfetle ilgili hakîkat ve basîretden uzak, mütenâkız ve gayr-i mütecânis fikir ve teşebbüsleri için bkz. Muhammed Reşid Rıza, “Hilâfet Yahut İmamet-i Uzmâ – el-Hılâfe evi’l-İmametu’l-Uzmâ”, trc. ve tahrîc Suat Mertoğlu, İslâm Siyasî Düşüncesinde Değişim ve Süreklilik: Hilafet Risâleleri, c.5, haz. İsmail Kara, Klasik nşr., İstanbul, 1426 (2005), s.367-530, Sabrî Efendinin tenkîdi için Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Hilafetin İlgasının Arkaplanı (en-Nekîr ‘alâ Munkiri’n-Ni‘me mine’d-Dîn ve’l-Hilâfe ve’l-Umme tercemesi, Y.H.), trc. Oktay Yılmaz, İnsan nşr., İstanbul, 1416 (1996), s.92 ve 132; Suat Mertoğlu, “Reşid Rızâ’da Hilafet Düşüncesi: Bir Kronoloji ve Tahlil Denemesi”, Hilafet Risâleleri, c.5, s.45-93, Rızâ’nın Hilâfet’le ilgili Mecelletu’l-Menâr’da intişâr etmiş makâlelerinin açıklamalı dökümü veriliyor; Sylvia G. Haim, “Introduction”, Arab Nationalism: An Anthology, haz. S. G. Haim, University of California Press, Berkeley ve Los Angeles, 1381 (1962), s.19-25; Malcolm H. Kerr, Islamic Reform: The Political and Legal Theories of Muhammad ‘Abduh and Rashīd Rıdā, University of California Press, Berkeley ve Los Angeles, 1386 (1966), s.153-186; Eliezer Tauber, “Three Approaches, One Idea: Religion and State in the Thought of ‘Abd al-Rahmān al-Kawākibī, Najīb ‘Azūrī and Rashīd Ridā”, British Journal of Middle Eastern Studies, 21/2, 1414-1415 (1994), s.195-197; Mahmoud Haddad, “Arab Religious Nationalism in the Colonial Era: Rereading Rashīd Ridā’s Ideas on the Caliphate”, Journal of the American Oriental Society, 117/2, Zilka’de 1417-Safer 1418 (Nisan-Haziran 1997), s.253-277 (Mahmûd Haddâd s. 277’de, Rızâ’nın fikriyâtındaki insicamsızlığı, onun “İslâm’ın siyâsî istiklâlini –nazarî insicâm da dâhil olmak üzere– herşeyin üstünde görmesi”yle îzâh ediyor!); Hasan Kayalı, Jön Türkler ve Araplar: Osmanlı İmparatorluğu’nda Osmanlıcılık, Erken Arap Milliyetçiliği ve İslamcılık (1908-1918), trc. Türkan Yöney, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1419 (1998), s.204-205, 209, 224.
[11] Şam’ın meşhûr ‘selefî’lerinden ‘Abdu’r-Rezzâk el-Baytâr’ın sitâyişkâr ifâdeleri için bkz. Hilyetü’l-Beşer fî Târihi’l-Karni’s-Sâlis ‘Aşer, nşr. Muhammed Behcet el-Baytâr, c.3, 2. tab’, Dâru’s-Sadr, Beyrut, 1413 (1993), s.1612. Kezâ büyük ölçüde Efgânî-Abduh-Rızâ çizgisinden ayrılmamış Lübnanlı şâir Emir Şekib Arslan’ın şu ifâdeleri de kayda değer (bu sözleri şeyhi Reşîd Rızâ’ya karşı söylemiş): “Yusuf’ün-Nebhâni merhum, şüphesiz ve tereddütsüz, en seçkin temiz zevattan biridir. Tek yönlü de değildi. Âlim, faziletli, kerim insandı. Dürüst ve temiz bir dili vardı.” (Emir Şekib Arslan, es-Seyyid Reşîd Rızâ ev İhâ Erbeî’ne Sene, s.75’den nakleden Hasib es-Samarrai, Dinî Modernizm’in Üç Şövalyesi: Cemâleddin Efganî Muhammed Abduh Reşid Rıza (ve Türkiye’deki Takipçileri), trc. Ali Nar ve Sezai Özel, Bedir nşr., İstanbul, 1419 [1998], s.157).
[12] Meselâ 74. maddedeki eserinde.
* Muhammed bin ‘Abdu’n-Nebî el-Cenbîhî (1842-1927). Ezher’de tahsîl görmüş, Kâhire’deki Mutahhar câmiinde hatiblik yapmış. Kendisini haqqın müdâfaâsına adamış, bu uğurda kıymetli pek çok eser vermişdir. Şâzelîyye tarîkatine müntesib olan Cenbîhî, Efgânî, ‘Abduh v.b. mezhebsizlere karşı canla-başla mücâdele etmiş fakat adı maalesef unutulmuş, daha doğrusu unutturulmuş ehl-i sünnet âlimlerimlerindendir (bkz., Muhammed Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslâm Dünyasına Girişi [el-İslâm ve’l-Hadaratü’l-Ğarbiyye tercemesi], trc. Sezai Özel, İnsan nşr., İstanbul, 1406 [1986], 92-100.s.; F. de Jong, “al-Djanbīhī, Muhammad b. ‘Abd al-Nabī”, The Encyclopaedia of Islam, WebCD edition, Brill Academic Publishers, 1423 [2003]).
[13] Muhammed Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslâm Dünyasına Girişi, s.101. en-Nebhânî, Abdullah Albert Kudsizâde’nin Efgânî ile ilgili kitâbiyât çalışmasının mühim bir eksiğidir (bkz. A. Albert Kudsi-Zadeh, Sayyid Jamāl al-Dīn al-Afghānī: An Annotated Bibliography, E. J. Brill nşr., Leiden, 1389 [1970]).
[14] Bkz. Malatyalı Muhammed Reşâd, Cemâleddin Efganî Etrafında Maka­leler, (Bedir nşr.), İstanbul, 1416 (1996), s.15-78, 175-214, 231-271; Abduh’un Risâletu’t-Tevhîd’inin ilk tab’ında olup da müteâkib tab’larından R. Rızâ’nın ma‘rifetiyle ihrâç edilen küfrü mu‘cîb sözler için bkz., el-Üstâz el-İmâm Muhammed ‘Abduh, Risâletu’t-Tevhîd, thk. Mahmûd Ebû Reyye, 6. tab’, Dâru’l-Me‘ârif, Kâhire, 1423 (2003), s.52-53; bunun tevlîd etdiği aksu’l-‘amel için bkz. Indira Falk Gesink, “Beyond Modernism: Opposition and Negotiation in the Azhar Reform Debate in Egypt, 1870-1911”, gayr-ı matbû’ Ph.D., Washington Uni., 1421 (2000), s.386-391. Muâsır bir tenkîd için bkz. Ebubekir Sifil, “Muhammed Abduh’un Bazı İtikadî Görüşleri”, http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=makale&no=2 (6 Zilhicce 1426/ 07.01.2006).
[15] Bkz. Yusuf Hanîf, “On Maddede Özetle Cemâleddin Efgânî Gerçeği”, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ..., c.1, s.344-345; kezâ W. S. Blunt, My Diaries, s.346, 480, 481, 507-508; The Earl of Cromer (Evelyn Baring), Modern Egypt, c.2, MacMillan and Co., Ltd., London, 1326 (1908), s.179-180; Elie Kedourie, Afghani and ‘Abduh: An Essay on Religious Unbelief and Political Activism in Modern Islam, Frank Cass & Co. Ltd. nşr., London, 1386 (1966), muhtelif yerler.
[16] Meselâ devrinin büyük âlimlerinden Zeyla‘iyye (müessisi Şeyh Abdu’r-Rahmân b. Ahmed ez-Zeyla‘î olan Kâdirîliğin bir alt-kolu) şeyhi Üveys bin Muhammed el-Berâvî’nin Vehhâbîlere karşı verdiği mücâdelede istinâd etdiği başlıca âlim, zamânın müceddîdi (el-müceddîd fî zamâninâ) olarak gördüğü Yûsuf en-Nebhânî’dir (bkz. Scott S. Reese, “The Best of Guides: Sufi Poetry and Alternate Discourses of Reform in Early Twentieth-Century Somalia”, Journal of African Cultural Studies, 14/1, R.evvel-R.sâni 1422 [Haziran 2001], s.53-62).
[17] İczim, Hayfa’nın 19.5 km. cenûbunda, deniz seviyesinden 50 m. yüksekde yer alır (bkz. http://ns1.palestineremembered.com/Haifa/Ijzim/ 6 Muharrem 1427/05.02.2006). Akkâ, 1305’de (1888) Beyrut vilâyet hâline getirilince oranın mutasarrıflıklarından biri olur. 1336’da (1918) İngilizler tarafından işgâl edilir. 1367’de de (1948) maalesef hâlen süren İsrâil işgâli başlar.
[18] Kur’ân-ı Kerîm, Sûre-i Yûnus, 58. âyet-i kerîme: "De ki: Allah’ın fazlıyla, rahmetiyle, ancak O’nunla artık ferahlanın, O onların toplayıb durduklarından hayırlıdır." (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, 4/2729; bundan sonra gelecek olan âyet-i kerîme meâlleri de aynı tefsîrdendir).
[19] Câmi‘u’l-Ezher’de Cemâleddîn Efgânî’yi azarlayıp kovan zât (elinizdeki tercemenin 9. sâhi-fesine bkz.).
[20] en-Nebhânî bunların adlarını, aşağıda künyelerini verdiğimiz 5. ve 36. maddelerdeki eserlerinde muhtelif vesîlelerle zikreder. Ayrıca bkz. İmâmi’s-Seyyid ‘Alevî bin ‘Abbâs bin ‘Abdi’l-‘Azîz el-Mâlikî el-Hasenî, Fihrist eş-Şuyûh ve’l-Esânîd, 1423 (2003), s.305-306; Ebû Bekr bin Ahmed bin Hüseyn bin Muhammed bin Hüseyn el-Habeşî el-‘Alevî, ed-Delîlu’l-Müşîru ilâ Feleki Esânîdi’l-İttisâli bi’l-Habîbi’l-Beşîri Sallallâhu ve Selleme ‘Aleyhi ve ‘Alâ Âlihi zevi’l-Fadli’ş-Şehîri ve Sahbihi zevi’l-Kadri’l-Kebîri, el-Mektebetü’l-Mekkiyye, Su‘ûdî Arabistan, 1418 (1997), s.403-407.
[21] Bu gazete için bkz. Atilla Çetin, “el-Cevâib”, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, c.7, T.D.V. nşr., İstanbul, 1414 (1993), s.435-436. el-Cevâib’in II. Abdu’l-Hamîd Hân’ın İttihâd-ı İslâm siyâsetindeki yeri için bkz. Cezmi Eraslan, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği: Osmanlı Devleti’nin İslâm Siyaseti 1856-1908, Ötüken nşr., İstanbul, 1992, s.150-151; Jacob M. Landau, The Politics of Pan-Islam: Ideology and Organization, (gözden geçirilmiş nüsha), Clarendon Press, Oxford, 1414 (1994), s.41-42, 60-62.
[22] el-Cevâib matba‘asında Arabca ve Türkce pek çok eser tab’ ve neşredilmişdir. Ahmed Fâris el-Cevâib’in neşriyyâtını hâvî bir katalog hazırlayıp bunu bütün İslâm dünyâsına dağıtmış (Johann Strauss, “ ‘Kütüp ve Resail-i Mevkute’: Printing and Publishing in a Multi-Ethnic Society”, Late Ottoman Society: The Intellectual Legacy, s.230).
[23] İhtidâ etmiş Lübnanlı muharrir, lûgat-şinâs, gazeteci ve şâir (1219-1305/1804-1887), bkz. Johann Strauss, a.g.m., s.227, 230, 232. Ölmeden evvel tekrar Katolikliğe döndüğü iddiâları (Albert Hourani, Çağdaş Arap Düşün­cesi, trc. Lâtif Boyacı ve Hüseyin Yılmaz, İnsan nşr., İstan­bul, 1414 [1994], s.115-116) asılsızdır, bkz. A. G. Karam, “Fāris al-Shidyāk”, The Encyclopaedia of Islam, WebCD edition, Brill Academic Publishers, 1423 (2003).
[24] en-Nebhânî bu terfî’in, Kudüs’de tanıştığı Kâdirî şeyhi Hasan Ebû Halâve el-Gazzî’nin (rahimehullâh) ma‘nevî himmetiyle gerçekleşdiğini Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ'sında şöyle anlatır: “[Hasan Ebû Halâve el-Gazzî] ile 1305 senesinde Kudüs’te, orada ceza mahkemesi reisi iken tanıştım ve ondan sonra birçok sefer onu ziyaret ettim. Ona, Kudüs’teki bu vazifeden hoşlanmadığımı ve bu yüzden sıkıldığımı söyledim. Şeyh: -Yakında, bu vazifeden daha büyük bir vazifeye atanacaksın. Kendin de bunu görmek istiyorsan, bu gece yatarken uyuyuncaya kadar ‘Ya Nur!’ ismini okuyup tekrar et, dedi. Bunu yaptım ve uyuyunca rüyada, başıma o zamanki sarığımdan daha büyük bir sarık bırakıldığını gördüm. Bir ay kadar sonra da, hiç bir teşebbüs ve müracaatım olmadığı halde, beni Beyrut Hukuk Mahkemesi Reisliğine naklettiler.” (İsmail İbn Yusuf Nebhani, Sahabeden Günümüze Veliler ve Kerametleri [Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ tercemesi, 5. maddedeki eser], c.3, trc. Abdülhalık Duran, Hikmet nşr., trs., s.74).
[25] Bkz. ‘Allâme eş-Şeyh Yûsuf bin İsmâ‘îl en-Nebhânî, Kitâbu Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ, Dâru’s-Sadr, Beyrut, trs., c.1, s.402-403; c.2, s.52-55 (tercemesi: 24. hâşiyeye bkz. c.3, s.74, 243-247); aynı mü., Esbâbu’t-Te’lîf mine’l-‘Âciz ed-Da‘îf (Kitâbu Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ, cild 2’ye ilâve), s.332-333, 390; ‘Abdu’r-Rezzâk el-Baytâr, Hilyetü’l-Beşer, c.3, s.1612-1616; Ömer Rızâ Kehhâle, Mu’cemu’l-Müellifîn: Terâcimu Musannifi’l-Kütüb el-‘Arabiyye, c.4, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut, 1414 (1993), s.145; Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîr, s.401-412; Hayreddîn ez-Ziriklî, el-‘Alâm: Kâmûsu Terâcim li Eşhâru’r-Ricâli ve’n-Nisâi mine’l-‘Arabi ve’l-Müstağribîne ve’l-Müsteşrikîn, 14. tab’, c.8, Dâru’l-‘İlm li’l-Melâyîn, Beyrut-Lübnan, 1419 (1999), s.218; İmâmi’s-Seyyid ‘Alevî bin ‘Abbâs, Fihrist eş-Şuyûh ve’l-Esânîd, s.304-306; G. F. Haddad, “The Righteous Life and Blessed Works of the Poet of the Holy Prophet S : The Pious Erudite Imām al-Qādī Yūsuf al-Nabhānī [1265/1849-1350/1932]”, www.sunnah.org/history/ scholars/al-Nabhani.pdf (23 Cemâziye’l-Sânî 1425 / 10.08.2004), s.1-2.
[26] Bkz. Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîr, s.403-406.
[27] Bu kısım esâs i’tibâriyle Cibrîl Fuâd Haddad Beyin 25. hâşiyede zikredilen makâlesindeki listenin (s.2-11), en-Nebhânî’nin Esbâbu’t-Te’lîf (s.383-385; 31. maddeye bkz.) ile Şevâhidu’l-Hakk’da (s.6-8; 74. maddeye bkz.); Yûsuf İlyân Serkîs’in Mu’cem el-Matbû‘ati’l-‘Arabiyyeti ve’l-Ma’ribiyye’de (c.2, Matbu‘ati Serkîs bi-Mısri, 1346 [1928], s.1838-1842); Ebû Bekr bin Ahmed’in ed-Delîlu’l-Müşîr’de (s.407-410); Kehhâle’nin Mu’cemu’l-Müellifîn’de; ez-Ziriklî’nin el-‘Alâm’da; Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye’nin el-Mu’cemu’ş-Şâmilu li’t-Turâsi’l-‘Arabiyyi’l-Matbû‘i’de (c.5, Kâhire, 1995, s.219-222); Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf’un Mu’cemu’l-Müellifîn el-Mu‘âsirîn: fî Âsârihimi’l-Mahtûtati ve’l-Mefkûdeti vemâ Tubi‘a minhâ ev Hukkika b‘ade Vefâtihim’de (c.2, Riyad, 1425 [2004], s.828-830); ve Carl Brockelmann’ın Geschichte der arabischen Litteratur’da (bundan sonra “G.A.L.” şeklinde zikredilecek, zeyl cild 2, E. J. Brill, Leiden, 1357 [1938], s.763-765) kaydetdiği eserlerle mukâyese edilerek tashîh ve ikmâl edilmiş tercemesidir. Arabî hattla düşülen hâşiyeler bize âitdir.
۱ Carl Brockelmann bu eserin Kâhir’de (trs.) mustakillen, ayrıca Beyrut’da 32. ve 38. maddelerdeki eserlerle birarada neşredildiğini (1323/1905) kaydeder (G.A.L., zeyl cild 2, s.764). en-Nebhânî ise mezkûr eserinin, 32., 38. ve 49. maddelerdeki eserleriyle birarada neşredildiğini bildiriyor: Kâdî eş-Şeyh Yûsuf bin İsmâ‘îl en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hakk fî’l-İstiğâseti bi Seyyidi’l-Halk sallallâhu 'aleyhi ve sellem (74. maddeye bkz.), haz. eş-Şeyh ‘Abdu’l-Vâris Muhammed ‘Alî, Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 1417 (1996), s.7. en-Nebhânî mezkûr eserinin adını başka bir yerde şu şekilde kaydediyor: Ahsenu’l-Vesâil fî Esmâ’i’n-Nebiyyi’l-Kâmil sallallâhu 'aleyhi ve sellem (bkz. Esbâbu’t-Te’lîf, s.384).
٢ Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829. G.A.L. ve G. F. Haddad’da kaydı yok.
٣ G.A.L.’daki kayıd yanlış olmalı: el-Vesâ’i’lu’l-Îmâniyye fi’l-Mubeşşirâti’l-Menâmiyye, Beyrut, 1329 (1911) (G.A.L., zeyl cild 2, s.765). Hâtimesi M. ‘Abduh ve fırkasının dalâletine dâirmiş (Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîr, s.410).
٤ el-Matba‘ati’l-Edebiyye, Beyrut, 1324 (1906) (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmil, c.5, s.220). G.A.L. 1322’de (1904) Beyrut’da neşredildiğini kaydeder (G.A.L., zeyl cild 2, s.764). en-Nebhânî bu eserinin 11., 43., 60., 75. ve 77. maddelerdeki eserleriyle birlikde neşredildiğini bildiriyor (Şevâhidu’l-Hakk, s.7).
٥ en-Nebhânî bunun 39. maddedeki eserinin bir devâmı addedilmesini ister (Mustafa Kara, “Câmiu Kerâmâti’l-Evliyâ”, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, c.7, T.D.V. nşr., İstanbul, 1414 [1993], s.110). Kitâbın hâmişi olan Afîfu’d-Dîn ‘Abdullah bin Es‘ad bin ‘Alî el-Yemânî el-Yâfi‘î’nin Neşru’l-Mehâsini’l-Ğâliyye fî Fazli Meşâyihi’s-Sûfiyye’si c.2, s.2’den i’tibâren başlıyor. 31. maddede zikredilen eser de bu eserin 2’nci cildinin ilâvesidir (331-389.s.). Câmi‘u Kerâmât, Abdülhalık Duran tarafından Türkçe’ye terceme edilmişdir (24. hâşiyeye bkz.). Fakat tercemeye 31. maddede zikredilen zeyl ile mezkûr hâmiş dâhil edilmemiş. Kezâ giriş kısmı eksik terceme edilmişdir (bkz. Kitâbu Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ, c.1, s.4-5). Mütercim bu kısmın tercemesinde her ne kadar “Bu kitapların çoğunu kapsayan bir listeyi kitabımızın sonuna ekledim” gibi bir ifâde kullanmışsa da (c.1, s.19, ki Arabca metinde bu ifâde yok) eserin hiçbir yerinde böyle bir listeye rastlayamadık. Câmi‘u Kerâmât için ayrıca bkz. Mustafa Kara, a.g.m.; müsteşrikce bir tahlîl için Heidi A. Ford, “Constructing Sanctity: Miracles, Saints, and Gender in Yūsuf ibn Ismā‘īl al-Nabhānī’s Jāmi‘ Karāmāt al-Awliyā’ ”, gayrı matbû Ph.D., Indiana University, 1421 (2000), vi+248 s.; şu makâle de Câmi‘u Kerâmât’a dâirdir: Michel Chodkiewicz, “La ‘Somme des miracles de saints’ de Yūsuf Nabhānī”, Miracle et Karāma: Hagiographies médiévales comparées, 2, haz. Denise Aigle, Bibliothèque de l’École des Hautes Études sciences religieuses, c.109, Turnhout, BREPOLS, Belçika, 1420 (2000) (zikreden Christopher Melchert, Journal of the American Oriental Society, 122/3, R.sânî-Receb 1423 [Temmuz-Eylül 2002], s.635).
٦ Esbâbu’t-Te’lîf’de: Câmi‘u’s-Salâvât ve Mecmu‘u’s-Sa‘âdât fi’s-Salâti ‘alâ Seyyidi’s-Sâdât sallallâhu 'aleyhi ve sellem (a.g.e., s.383; kezâ Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîr, s.407); Şevâhidu’l-Hakk’da ise: Câm‘u’s-Salâvât ‘alâ Seyyidi’s-Sâdât (a.g.e., s.8).
٧ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٨ en-Nebhânî iki cild olduğunu bildiriyor (Şevâhidu’l-Hakk, s.7). Valerie J. Hoffman bu eserin, (Matba‘at) Mustafâ Bâbî el-Halebî tarafından yapılan neşrine atıfla (Kâhire, 1386 [1966]), ‘Abdu’l-Kerîm el-Cili’nin Kâbu Kavseyn ve Multakâ’n-Nâmûseyn adlı eserini de ihtivâ etdiğini (c.4’de) kaydediyor (Valerie J. Hoffman, “Annihilation in the Messenger of God: The Development of a Sufi Practice”, International Journal of Middle East Studies, 31/3, 1420 [Ağustos 1999], s.366/hâşiye 16).
٩ G.A.L., zeyl cild 2, s.764. G. F. Haddad’da kaydı yok. 43. maddedeki eserin aynısı olabilir.
١٠ G.A.L.’da kaydı yok. en-Nebhânî 3. maddedeki eserle birarada tab’ edildiğini bildiriyor (Şevâhidu’l-Hakk, s.8); Nitekim Emel (Amal) hanım 1374’de (1955) Matba‘at Mustafa Bâbi el-Halebî tarafından Kâhire’de yapılmış böyle bir neşre atıfda bulunur: ed-Delâlâtu’l-Vâdihât: Haşiyye Muhtasara ‘alâ Delâ’ilu’l-Hayrât ve yelihâ el-Mubeşşirât el-Menâmiyye Nebeviyye ve ğayri Nebeviyye (Amal Nadim Ghazal, “Beyond Modernity: Islamic Conservatism in the Late Ottoman Period”, gayr-ı matbû’ M.A., University of Alberta, Edmonton, Alberta, 1420 [1999], s.122; kezâ Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmil, c.5, s.221).
[28] Kâhire, ed-Dâru’l-Ğannâ’, 1421 (2001).
[29] Sehl İbn Sa‘d es-Sâ‘idî radıyallâhu 'anh’den nakleden Buhârî, Müslim, Mâlik, Ebû Dâvûd, en-Nesâ’î ve Ahmed.
[30] İbn Mes‘ûd radıyallâhu 'anh’den nakleden İbn Mâce, Ebû Ya‘lâ (9:175 #5267); et-Taberânî, el-Kebîr (9:115 #8594); Ebû Nu‘aym, Hilye (1405 [1985], 4:271) ve el-Beyhakî, Şu‘ab (2:208 #1550); hepsi zayıf olan ‘Abdu’r-Rahmân bin ‘Abdullah bin ‘Utbe el-Mes‘ûdî radıyallâhu 'anh yoluyla naklederler. Fakat el-Münzirî senedin hasen olduğunu söyler (et-Terğîb, 1417 [1997], 2:329 #2588; krş. Feth, 11:158). Ayrıca el-Bûsîrî bu rivâyetin Ahmed İbn Manî‘in Müsned’inde İbn Ömer radıyallâhu 'anh’den nakletdiği benzer bir rivâyetle takviye edildiğini söyler (Misbâhu’z-Zücâce, 1:111). Ebû Seleme el-Muğîre bin en-Nu‘mân da el-Mes‘ûdî radıyallâhu 'anh’i takviye ediyor (‘Abdu’r-Rezzâk, 2:213-214 #3109-3112); kezâ ed-Dârekutnî de İbn Mes‘ûd radıyallâhu 'anh’a uzanan iki ayrı sened daha zikrediyor ki, bunlar mezkûr rivâyeti en azından hasen veyâ daha doğrusu sahîh mertebesine çıkarıyor inşâ’allâh (‘İlel’, 5:15 #682).
[31] Ebû Hureyre radıyallâhu 'anh’den nakleden Buhârî, Muslim, Tirmizî (hasen sahîh), Ebû Dâvûd, Ahmed, Nesâ’î es-Sunen el-Kübrâ’da (6:378), İbn Ebî Şeybe (6:307, 6:317, 7:257), İbn Sa‘d (1:20), İbn Hibbân (14:381), es-Sunen el-Kübrâ’da Beyhakî (9:4); Huzeyfe radıyallâhu 'anh’den Hâkim (4:617) ve el-Evsat’da Taberânî krş. Heytemî (10:377) ve diğerleri; Ebû Sa‘îd el-Hudrî radıyallâhu 'anh’den Tirmizî (hasen sahîh), İbn Mâce, Ahmed ve Dârimî; İbn ‘Abbâs radıyallâhu 'anh’den Ahmed; ‘Ubâde bin Sâmit radıyallâhu 'anh’den Hâkim (1410 [1990] tab’ı, 1:83, sahîh); İbn Mes‘ûd radıyallâhu 'anh’den İbn Hibbân (14:398); ‘Abdullah bin Selâm radıyallâhu 'anh’den Taberânî ve Ebû Ya‘lâ krş. Heytemî (8:253) ve Makdisî (el-Ehâdîsu’l-Muhtâra, 9:455); ve Câbir bin ‘Abdullah radıyallâhu 'anh’den Hâkim (1410 [1990] tab’ı, 2:660, sahîhu’l-isnâd) ve el-Evsat’da Taberânî krş. Heytemî (10:376) ilh...
[32] Ebû Bekir radıyallâhu 'anh’den nakleden eden Buhârî, Tirmizî, Nesâ’î, Ebû Dâvûd ve Ahmed.
[33] Ebû Sa‘îd el-Hudrî radıyallâhu 'anh’den nakleden Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâ’î ve Ahmed.
[34] Krş. Tahâvî, Müşkilu’l-Âsâr (2:38); İbn Kesîr, Bidâye (4:122) ve Zebîdî, İthâfu’s-Sâdati’l-Muttekîn (7:142).
[35] ‘Â’işe radıyallâhu 'anhâ’dan nakleden Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâ’î, Hâkim (“Buhârî ve Müslim’in bütün kıstaslarına göre sahîh”), Zeyla‘î ise “Tirmizî hasen hadîsdir der, ba’zı yazmalara göreyse hasen sahîh.” demişdir (Nasbu’r-Râye, 4:258), krş. İbn el-Mukri’, er-Ruhsatü bi’l-Kiyâm, s.91 #26.
[36] Sehl bin Huneyf radıyallâhu 'anh’den nakleden Ebû Dâvûd, Ahmed, Nesâ’î (el-Kübrâ, 6:72 #10086, 6:256 #10873 ve ‘Amalu’l-Yevmi ve’l-Leyleti, s.252 #257, s.564 #1034), Tahâvî (Şerhu’l-Ma‘âni’l-Âsâr, 4:329), Taberânî (el-Kebîr, 6:93 #5615), Hâkim (1410 [1990] tab’ı, 4:458, isnâd sahîh).
[37] İktibâs eden İbn Receb, Câmi‘u’l-‘Ulûm ve’l-Hikem, Dâru’l-Ma‘rife, s.107.
١١ Serkîs ve G.A.L.’de kaydı yok. 2 tab’ı Beyrut’da, Dâru İbni Hazm tarafından yapılmış (1424/2004), (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.828). Ayrıca ٤. hâşiyeye bkz.
١٢ Beyrut, Dâru’l-Beşâ’ir, 1404 (1984) (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.219); G.A.L.’de kaydı yok.
١٣ 40. maddedeki eserle birarada. Türkçe’ye terceme edilmişdir, bkz. Yusuf b. İsmail en-Nebhânî, el-Ehâdîsu’l-Erba‘în fî Vucûbi Tâ‘ati Emîri’l-Mu’minîn, Beyrût, el-Matba‘atu’l-Edebiyye, 1312 (1894), trc. ve tahrîc: Mehmet Özşenel, İslâm Siyasî Düşüncesinde Değişme ve Süreklilik: Hilafet Risâleleri 1. Cilt: II. Abdülhamit Devri, haz. İsmail Kara, Klasik nşr., İstanbul, 1423 (2002), s.323-341. İsmâil Bey bu “eserin ‘gerek Beyrut’ta gerek memâlik-i şahanenin cihât-ı sâiresinde münteşir nüshalarının kâmilen’ toplatılması için 24 Safer 1313 tarihli yani kitabının baskısının üzerinden henüz az bir zaman geçmişken padişahın iradesi çıktığına dair” Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden bir vesîka zikrediyor (bkz. İsmail Kara, “Risâleler ve Müellifleri Hakkında Bazı Bilgiler”, a.g.e., s.29). İsmâil Beyin tahmînlerine göre “toplatma sebeplerinden biri, aynı zamanda hadisçi olan Nebhanî’nin seçtiği hadisler ve bunları sıralamasıyla alakalı olabilir. Çünkü müellif, İstan­bul’un bu dönemde sürekli öne çıkararak vurguladığı halife-sultanın ‘zıllullah, zıllu[l]lâhi fi’l-arz’ olduğunu beyan eden hadisleri/haberleri hem az almış hem de bu tür metinlere eserinin son kısımlarında yer vermiştir. Ayrıca padişaha muhalefet eden çevrelerin sıkça kullandığı zalim, ehliyetsiz emirleri kınayan hadislere d[e] hayli yer ayırmıştır (bk. 35-38. hadisler). Seçtiği hadislerin ‘çoğunluğunun sahih ve hasen’ olduğunu belirtmesi de hilafet-saltanat konusunda ortalıkta dolaşan hadislerin sıhhati konusunda şüpheler doğurucak bir beyandır. İkinci risâlede [40. maddeye bkz., Y.H.] yer alan, ‘onun [Abdülhamid’in] hacılara yaptığı ardı arkası kesilmeyen yardımlarının haddi hesabı yoktur. Lâkin Medine-i Munevvere’ye hizmette merhum babası Sul­tan Gazi Abdülmecid’in derecesine ulaşamamıştır. Çünkü o Mescid-i Nebevî’yi daha önceki hiçbir hükümdarın yapmadığı kadar güzel ve sağlam biçimde imar etmiştir’ (s.20) ifadeleri de toplatmanın sebebi olabilir diye düşünüyoruz.” (a.y.). Vallâhu‘alem!
١٤ G.A.L.’da: el-Ehâdisu’l-Erba‘în Emsâli Efsahi’l-Emîn (G.A.L., zeyl cild 2, s.764); en-Nebhânî ise el-Ehâdisu’l-Erba‘în min Emsâli Efsahi’l-‘Âlemîn sallallâhu 'aleyhi ve sel-lem şeklinde zikrediyor (en-Nebhânî, Esbâbu’t-Te’lîf, s.383; kezâ Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîru, s.407). Beyrut’da tab’ edilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1838). Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf da aynı şekilde kaydediyor, bkz. Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829; tahkîkli neşri 1408’de (1988) Kuveyt’de (Mektebeti Dâru’l-‘Urûbe) yapılmış (a.y.). Serlevhâlardaki farklılık nüsha farklılığından kaynaklanıyor olmalı.
١٥ Bu kitâb, ez-Zerkânî’nin el-Mevâhibi’l-Ledünniyye’ye yazdığı şerhle birlikde (Şerh ‘Allâme ez-Zerkânî ‘alâ el-Mevâhibi’l-Ledünniyye li’l-Kastallânî) Türkiye’de de neşredilmişdir (İhlâs Vakfı, İstanbul, 1408/1988).
١٦ Serkîs’in kaydına göre Beyrut’da 1329’da (1911) tab’ edilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1838). G.A.L.’da: el-Erba‘în min Hadîsi Seyyidi’l-Mürselîn (G.A.L., zeyl cild 2, s.764), yanlış okunmuş olsa gerek.
١٧ Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.830. Serkîs, G.A.L. ve G. F. Haddad’da kaydı yok.
١٨ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
١٩ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٠ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢١ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٢ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٣ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٤ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٥ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٦ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٢٧ Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.830. G.A.L. ve G. F. Haddad’da kaydı yok.
٢٨ Şevâhidu’l-Hakk’ın (74. maddeye bkz.) hâmişidir (Şevâhidu’l-Hakk, s.345-428; maalesef Türkçe tercemesine [٧٢. hâşiyeye bkz.] alınmamış); kezâ Esbâbu’t-Te’lîf, s.384; G.A.L., zeyl cild 2, s.764. 1351’de (1933) Muhammed Habîbullâh eş-Şenkîtî’nin tashîhiyle Kâhire’de, Şirketi Mektebeti ve Matba‘ati Mustafâ el-Bâbî el-Halebî ve Evlâduhu tarafından da tab’ edilmiş (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.220).
٢٩ 5. maddeye bkz. Ayrıca Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.220.
٣٠ ed-Delîlu’l-Müşîr’de: el-Esmâ’i fîmâ li-Seyyidinâ Muhammed mine’l-Esmâ’ (Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîr, s.410; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.764). G.A.L.’daki kayda göre 1320’de (1902) Kâhire’de; ayrıca 1323’de (1905) Beyrut’da, 1. maddedeki eserle birlikde neşredilmiş (a.y.). en-Nebhânî de kitâbın ed-Delîlu’l-Müşîr’deki başlıkla neşredildiğini te’yîd ediyor (١. hâşiyeye bkz.). Serlevhâlardaki farklılık nüsha farklılığından kaynaklanıyor olmalı.
٣١ Matba‘ati’l-Meymeniyye tarafından harekeli olarak Mısır’da tab’ edilmiş (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384); en-Nebhânî bir başka eserinde mezkûr kitâbın “üç cild hâlinde tab’ edildi”ğini bildiriyor (Şevâhidu’l-Hakk, s.6; kezâ Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.222). Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok. Dâru’l-Erkam tarafından Beyrut’da 2 cilt hâlinde neşredilmiş (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٣٢ G.A.L.’da: el-Fezâilu’l-Muhammediyye elletî Feddalehu’llâhu bihâ ‘alâ Cemî’i’l-Beriyye, Beyrut, 1318 (1900) (G.A.L., zeyl cild 2, s.763-764). Bu güzel kitâb (maalesef müterciminin en-Nebhânî hazretlerini şatahât ile ittihâm etdiği ma‘nâsız notlarıyla birlikde) Türkçe’ye terceme edildi: Allame Yusuf b. İsmail en-Nebhânî, Hz. Muhammed’in Faziletleri: Fezâil-i Muhammediyye, 2. tab’, tahkîk ve tertib: Mahmud Fahûrî, trc. Fethi Güngör, İnsan nşr., İstanbul, 1423 (2003), s.192.
٣٣ Kullandığımız kaynaklarda zikredilmiyor.
٣٤ Serkîs’in kaydında sehiv var: Hâdî’l-Mürîd ilâ Tarîki’l-Esânîd (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1842; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.764). G.A.L.’da 48. maddedeki eserle birlikde neşredildiği zikrediliyor; oradaki sıralamaya göre 43. esere tekâbül eden Salavâtu’s-Senâ’ yerine –anlaşılan sehven– “zusammen mit 44” ("44. eserle birlikde" [bizdeki sıralamaya göre 48.]) denmiş (G.A.L., zeyl cild 2, s.764).
٣٥ 67. maddeye bkz.
٣٦ en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hakk, s.6; Serkîs ve G.A.L.’da farklı eserlermiş gibi hem Hemziyye Elfiyye (Beyrut, 1314 [1896]) hem de Tayyibetü’l-Ğarrâ’ fî Medhi’l-Enbiyâ’ (Beyrut 1314 [1896]) ayrı ayrı zikredilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841, 1842; G.A.L., zeyl cild 2, s.763, 764). G. F. Haddad’ın kaydı Tayyibetü’l-Ğarrâ’ fî Medhi Seyyidi’l-Enbiyâ’ sallallâhu 'aleyhi ve sellem şeklinde (“The Righteous Life”, s.11). Brockelmann’ın bildirdiğine göre en-Nebhânî gençliğinde Ebu’l-Hudâ es-Sayyâdî’nin dîvânını toplamış ve onunla aynı ruhda olan bu Hemziyye’sini nazmetmiş; Onu meşhûr eden eseri de buymuş (G.A.L., zeyl cild 2, s.763. en-Nebhânî’nin Ebu’l-Hudâ ile olan münâsebeti için bkz. Amal Nadim Ghazal, “Beyond Modernity”, s.35-39; Amal Ghazal, “Sufism, Ijtihād and Modernity: Yūsuf al-Nabhānī in the Age of ‘Abd al-Hamīd II”, Archivum Ottomanicum, c.19, 1421-1422 [2001] [“Beyond Modernity”nin muhtasarı], s.243-244; kezâ B[utrus]. Abu-Manneh, “Sultan Abdulhamid II and Shaikh Abulhuda Al-Sayyadi”, Middle Eastern Studies, 15/2, 1399 [Mayıs 1979], s.147, tercemesi: “Sultan Abdülhamîd II ve Şeyh Ebü’l-Hüdâ es-Sayyâdî”, trc. İrfan Gündüz, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, ‘aded 7-8-9-10, 1409-1413 [1989-1992], s.403, bu tercemenin tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Mezkûr sâhifede ve diğer ba’zı yerlerde, terceme hatâları var; üstelik hâşiyeler de karıştırılmış). Emir Şekib Arslan, gençliğinde okuyup beğendiği en-Nebhânî’nin Ebu’l-Hudâ’ya ithâfen yazılmış bir şi’rini iktibâs ediyor ve onu asrının en iyi şâirlerinden sayıyor. Matbû‘atda da intişâr eden bu şi’r, Ebu’l-Hudâ’nın evinde çerçeveli olarak asılıymış (Şekib Arslan’ın Muhammed Ahmed el-Ğamrâvî’nin en-Nakdu’t-Tahlîlî li’l-Kitâbi fi’l-Edebi’l-Câhilî’sine [Kâhire, 1347/1929] yazdığı mukaddimeden nakleden G. Widmer, “Übertragungen aus der neuarabischen Literatur III: Emīr Shakīb Arslān”, Die Welt des Islams, 19, 1356 [1937], s.32; şi‘rin diğer bir Almanca tercemesi şurada: Stefan Wild, “Judentum, Christentum und Islam in der palästinensischen Poesie”, Die Welt des Islams, new ser., 23/1, 1404 [1984], s.263). Şekib Arslan en-Nebhânî’nin şâirliği ve şi‘rleri için şunu söylüyor: “Devrinde ediplerin başı, büyük şairlerdendi. Yazdığı mutantan kasideler binlerce insan tarafından ezberlenirdi.” (Emir Şekib Arslan, es-Seyyid Reşîd Rızâ ev İhâ Erbeî’ne Sene, s.75’den nakleden Hasib es-Samarrai, Dinî Modernizm’in Üç Şövalyesi..., s.157).
٣٧ Nitekim Serkîs bu şekilde zikrediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1839). Bkz. en-Nebhânî, Esbâbu’t-Te’lîf, s.384; ayrıca hâşiye ١.
٣٨ Cibrîl Bey mezkûr makâlesinde bir vesileyle bahsetmesine rağmen (s.4) listesine dâhil etmeyi unutmuş. Serkîs’deki kayda göre 1316’da [1898] Beyrut’da tab’ edilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1839). 1394’de de (1974, Beyrut) neşredilmiş (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.220). Bu kitâbdan sâdece s.2-4, 374-422 ve 769-876, İmâm Rabbânî hazretlerinin Mektûbât’ından ba’zı mektublar, Muhammed Zâhid el-Kevserî rahmetullâhi‘aleyhin Mahku’t-Takavvul fî Mesâili’t-Tevessül’ü ve Zâhir Şâh Miyân Kâdirî Mahmûdî’nin es-Sivâku’r-Rabbâniyye fî er-Redd ‘ale’l-Vehhâbiyye’si ile birlikde tek kitâb hâlinde Hakîkat Kitabevi tarafından neşredildi (İstanbul, 1426/2005).
٣٩ Herhalde 15. maddedeki eserin devâmında yeralıyor olması sebebiyle Serkîs, G.A.L. ve G. F. Haddad’da ayrıca zikredilmemiş. Bu risâle Mehmet Özşenel tarafından tahriç ve Türkçe’ye terceme edilmişdir: Hilafet Risâleleri 1. Cilt, s.343-352; ١٣. hâşiyeye bkz.
٤٠ G.A.L.’daki kayda göre “Kâhire, 1317 [1899]” (G.A.L., zeyl cild 2, s.765). Cibrîl Bey ve Serkîs sâdece Tercîhu Dîni’l-İslâm diye zikrediyorlar (“The Righteous Life”, s.11; Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1839).
٤١ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok. en-Nebhânî bu risâlesinin 47. maddedeki eseriyle birarada olduğunu ifâde ediyor (Esbâbu’t-Te’lîf, s.383).
٤٢ Esbâbu’t-Te’lîf’de: eş-Şir‘atü fî Meşrû’iyyeti Salâte’z-Zuhr izâ Te‘addedeti’l-Cumu‘a (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384); Şevâhidu’l-Hakk’da: Husnu’ş-Şir‘ati fî Meşrû’iyyeti Salâte’z-Zuhr ba’de’l-Cumu‘a (Şevâhidu’l-Hakk, s.7). G.A.L.’da: Husnu’ş-Şir‘a fî Meşrû’iyyeti Salâte’z-Zuhr izâ Te‘addedet (G.A.L., zeyl cild 2, s.764). Serkîs ise Husnu’ş-Şir‘ati fî Meşrû’iyyeti Salâte’z-Zuhr izâ Te‘addedeti’l-Cumu‘a – (‘Ale’l-Mezâhibi’l-Erba‘a) şeklinde kaydediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1840). Ayrıca ٤. hâşiyeye bkz. Emel (Amal) hanım mezkûr tezinin (١٠. hâşiyeye bkz.) kitâbiyâtında, en-Nebhânî’ye âit Husnu’ş-Şûra diye bir eser zikrediyor ki bu, bahsini etdiğimiz Husnu’ş-Şir‘ati olmalı (bkz. Amal Nadim Ghazal, “Beyond Modernity”, s.122).
٤٣ en-Nebhânî bu eserinin Mısır ve Beyrut’da tab’ edildiğini söylüyor (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384); diğer kaynaklar el-Matba‘atü’l-Hamîdiyye, Kâhire, 1322 [1904] diyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1838; Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.220; G.A.L., zeyl cild 2, s.764). Risâlenin Müslümanlar üzerindeki te’sîri muazzam olmuş. Neşrinden hemen sonra “her yerde Müslüman mektebleri açıl”mış (Frances E. Scott, Dare and Preserve: The Story of One Hundred Years of Evangelism in Syria and Lebanon, From 1860 to 1960, Lebanon Evangelical Mission, London, 1379 [1960], s.41’den nakleden Norbert J. Scholz, “Foreign Education and Indigenous Reaction in Late Ottoman Lebanon: Students and Teachers at the Syrian Protestant College in Beirut”, gayr-i matbû’ Ph.D., Georgetown Uni., Washington, 1418 [1997], s.84). Misyonerlerin aksu’l-‘ameli için bkz. Norbert J. Scholz, a.g.t., 120-121.s.. Bu risâleye dâir kayd-ı ihtirâzî ile okunması gereken bir tahlîl için bkz. Amal Ghazal, “Sufism, Ijtihād and Modernity”, s.247-253; Amal Nadim Ghazal, “Beyond Modernity”, s.49-66; kezâ Samir Seikaly, “Shaykh Yūsuf al-Nabhānī and the West”, Les Européens vus par les Libanais à l’époque ottomane, haz. B. Heyberger ve C-M. Walbiner, Orient-Institut der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft (Beyrut), Ergon, Würzburg, 1423 (2002), s.178-180, Amal Ghazal ve Samir Seikaly ile ilgili tafsilâtlı tenkîdimiz inşâallah neşredilecekdir.
٤٤ Serkîs’e göre Mısır ve Beyrut’da neşredilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1840); G.A.L.’da neşir târihi olarak 1319 (1901) zikrediliyor (G.A.L., zeyl cild 2, s.764).
٤٥ en-Nebhânî Mısır’da tab’ edildiğini belirtiyor (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384); G.A.L.’da: İthâfu’l-Müslim bi İthâf et-Terğîb ve’t-Terhîb mine’l-Buhârî ve Müslim, Kâhire 1339 [1921] (G.A.L., zeyl cild 2, s.764). Serîks’de: İthâfu’l-Müslim bi İthâf et-Terhîb ve’t-Terğîb mine’l-Buhârî ve Müslim, 1329 [1911], (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1838). Merkezi Cem‘ati’l-Mâcid li’s-Sekâfeti ve’t-Turâs tarafından 1411’de (1991) yapılan neşrin serlevhâsı ise şöyle: İthâfu’l-Müslim bimâ fî et-Terğîb ve’t-Terhîb min Ehâdîs el-Buhârî ve Müslim li’l-Münzirî (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٤٦ Şevâhidu’l-Hakk’daki adı şu şekilde: el-Mecmû‘ati’n-Nebhâniyye fi’l-Medâihi’n-Nebeviyye ve Esmâi Ricâluhâ (en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hakk, s.7; kezâ Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841); ayrıca 42. maddedeki esere bkz.
٤٧ Serkîs Misâl Na‘li’n-Nebî (Mısır) şeklinde zikreder (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.764).
٤٨h١. hâşiyeye bkz.

٤٩ 56. ve 69. maddelerdeki eserlerle birarada Beyrut’da neşredilmiş (en-Nebhânî, Esbâbu’t-Te’lîf, s.384; en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hakk, s.7). İkinci tab’ı 1351’de (1922) Halep’de şu serlevhâyla çıkmış: Tahzîru’l-Müslimîn min Medârisi’l-Mübâşirîn (Samir Seikaly, “Shaykh Yūsuf al-Nabhānī and the West”, s.179/hâşiye 7).
٥٠ G.A.L.’da: Muntehab es-Sahîheyn min Kelâm Seyyidi’l-Kevneyn, Kâhire, 1329 [1911] (G.A.L., zeyl cild 2, s.764). Muhammed Hayr da bu kitâbın Cidde’de aynı başlıkla, İmâm Suyûtî’nin Câmi‘u’l-Kebîr ve Câmi‘u’s-Sağîr’i ile birlikde Dâru’l-Kıbleti li’s-Sekâfeti’l-İslâmiyye tarafından neşredildiğini (1400/1980) zikrediyor (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٥١ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٥٢ Sâdece ed-Delîlu’l-Müşîr’de zikrediliyor. 3. maddedeki eserin başında ve başka birtakım eserleriyle birarada neşredilmiş (Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîru, s.410).
٥٣ Şevâhidu’l-Hakk’da: Nücûmu’l-Muhtedîn fî Mu’cizâtihi sallallâhu 'aleyhi ve sellem ve’r-Redd ‘alâ A‘dâihi İhvâni’ş-Şeyâtîn (a.g.e., s.7); Serkîs Nücûmu’l-Muhtedîn ve Rücûmu’l-Mu’tedîn fî Delâ’ili Nübüvveti Seyyidi’l-Mürselîn (Mısır) şeklinde zikrediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841-42). G.A.L.’da tab’ târihi 1322 [1904] (G.A.L., zeyl cild 2, s.764).
٥٤ Esbâbu’t-Te’lîf’de: el-Kasîdetu’r-Râ‘iyyetü’l-Kubrâ fî Vasfi’l-Milleti’l-İslâmiyyeti ve’l-Milel el-Uhrâ, Mısır’da tab’ edilmiş (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384; kezâ Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841); ٤٩’uncu hâşiyeye bkz.
٥٥ Şevâhidu’l-Hakk’da: er-Râ‘iyyetu’s-Suğrâ fî Zemmi’l-Bid‘ati ve Medhi’s-Sünneti’l-Ğarrâ (Şevâhidu’l-Hakk, s.7); Serkîs, el-Kasîdetu’r-Râ‘iyyeti’s-Suğrâ fî Zemmi’l-Bid‘ati (el-Vehhâbiyye) ve Medhi’s-Sünneti’l-Ğarrâ (Mısır) şeklinde zikrediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.764). en-Nebhânî Tûnus’da tab’ edildiğini ifâde ediyor (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384). Tercemede kullandığımız nüshanın serlevhâsı da Şevâhidu’l-Hakk’da geçtiği şekliyledir; tab’ târihi ise 10 Rebî’u’s-Sânî 1329 (10 Nisan 1911). Kasîdenin sonunda Ahmed Cemâleddîn’in (nâşir olsa gerek) son söz kabîlinden bir yazısı var (s.26-29). el-‘Alâm’da kaydedildiğine göre Mahmûd Şükrî el-Âlûsî bu kasîdeye cevâben el-Âyâtu’l-Kübrâ’yı yazmış (Hayreddîn ez-Ziriklî, el-‘Alâm, c.8, s.218). Emel (Amal) hanım bu kasîdeden hareketle ba’zı kıymetlendirmelerde bulunuyor (bkz. Amal Nadim Ghazal, “Beyond Modernity”, s.90-109; Amal Ghazal, “Sufism, Ijtihād and Modernity”, s.262-271). Müellifin, umûmiyetle tasvîri kalmaya gayret etmişse de, yer yer yaptığı yorumlarla maalesef müsteşriklerden pek de farklı bir zihniyete sâhib olmadığı görülüyor. Bunda, tahsîlini ve tezini garbda, müsteşriklerin nezâretinde ikmâl etmiş olmasının ciddî bir te’sîri olsa gerek (en-Nebhânî’nin İrşâdu’l-Hayârâ’sı hatırlansın! 44. maddeye bkz.). Emel Gazel’i (Amal Ghazal) okurken kimi iktibaslarında/tercemelerinde i’tinâlı davranmadığını ve yanlış ma’nâlar verdiğini gördük. Mufassal tenkîdimiz bilâhere neşredilecekdir inşâallah. Alman müsteşrik Stefan Wild, Ya‘kûb el-‘Avde’den naklen Hidiv II. ‘Abbâs’ın bu kasîdesi sebebiyle en-Nebhânî’ye aylık bağladığını zikrediyor (Ya‘kûb el-‘Avde, Min A‘lâmi’l-Fikr ve’l-Edeb fî Filistîn, Amman, 1396 [1976], s.620’den nakleden Stefan Wild, “Judentum, Christentum und Islam in der palästinensischen Poesien”, s.263/hâşiye 8). Bilindiği gibi Abduh’u Mısır başmüftüsü olarak tâyin eden Hidiv’dir (1317/1899). Kendi ifâdesine göre onu sıkıca bağlı olduğu İngilizlerden koparmak ve “gönlünü alıp millî da’vâya kazandırmak için” bu makâma getirmiş (The Last Khedive of Egypt: Memoirs of Abbas Hilmi II, trc. ve haz. Amira Sonbol, Lübnan, Ithaca nşr., 1418 [1998], s.91). Fakat Hidiv, Abduh’un İngiliz yandaşlığından ve başına-buyruk hareketlerinden vazgeçmediğini görünce onunla yolunu ayırır; onu azletmek ister, ama Abduh’un en sâdık destekçisi İngiliz müstemleke vâlisi Lord Cromer “Mısır’da olduğu müddetçe Abduh’un istifâsını kabûl etmeyeceğini” söylerek buna karşı çıkar (Indira Falk Gesink, “Beyond Modernism: Opposition and Negotiation in the Azhar Reform Debate in Egypt, 1870-1911”, s.423 v.d., husûsiyle s.450-451). Dolayısıyla Hidiv’in bu kasîdesi sebebiyle en-Nebhânî’ye maaş bağladığı rivâyeti ma‘kûl görünüyor. en-Nebhânî, 78. maddedeki eserini de Hidiv’e ithâf etmiş (٧٧’nci hâşiyeye bkz.). Bildiğimiz kadarıyla Türkçe neşriyyât içinde Yûsuf en-Nebhânî’nin Efgânî-Abduh-R.Rızâ üçlüsüyle olan mücâdelesinden ve bu miyânda er-Râ‘iyyetu’s-Suğrâ’sından bahseden yegâne eser Muhammed Muhammed Hüseyin’in kitâbıdır (bkz. 13. hâşiye ve metni).
٥٦ Serkîs el-Kavlu’l-Hâkk fî Medâ’ihi Hayri’l-[H]alk (Mısır) şeklinde kaydeder (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.764).
٥٧ Şevâhidu’l-Hakk’da: Tefsîru Kurreti’l-‘Ayn mine’l-Beydâvî ve’l-Celâleyn (Şevâhidu’l-Hakk, s.8); Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٥٨ü٤'üncü hâşiyeye bkz.. 1412’de (1991) Beyrut’da, er-Rahmetu’l-Muhdât fî Fazli’s-Salât (ve ‘Ukûbeti Târikihâ) serlevhâsıyla Dâru İbn Hazm tarafından da neşredilmiş (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٥٩ Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok. Bu risâle bizdeki Şevâhidu’l-Hakk nüshasının (١. hâşiyeye bkz.) 156.s.ndan i’tibâren başlıyor.
٦٠ 45. maddeye bkz. 1410’da (1990) Beyrut’da, Dâru’l-Fikri’l-‘Arabî de neşretmiş (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, a.g.e., c.2, s.829).
٦١ Serkîs’in beyânına göre 68. maddedeki eser ve Fezâzî el-Endülisî’nin Dîvânu’l-Vesâili’l-Mütekabille’si ile birarada neşredilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1840); Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye nâşir, neşir yeri ve târihi olarak “el-Matba‘ati’l-Meymeniyye, Kâhire 1322” (1904) demiş (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.221; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.764).
٦٢ G.A.L.’da: Salavâtu’l-Ahyâr ‘ale’l-Mustafe’l-Muhtâr, Beyrut, 1321 [1903] (G.A.L., zeyl cild 2, s.765). Serkîs’de kaydı yok.
٦٣ Serkîs’e göre Mısır’da, 80. maddedeki eserle birarada neşredilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1842); G.A.L.’da ayrıca el-Mecmû‘atu’n-Nebhâniyye’ye de dâhil olduğu kaydediliyor (G.A.L., zeyl cild 2, s.765).
٦٤ en-Nebhânî gayr-i matbû’ olduğunu ifâde ediyor (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384); Serkîs ve G.A.L.’da kaydı yok.
٦٥ 1412’de (1991) Halep’de Dâru’l-Kalemi’l-‘Arabî tarafından yeniden neşredilmiş (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٦٦ Serkîs’e göre 62. maddedeki eserle birarada, Beyrut, 1316/17 (1898/99) (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1840).
٦٧ Serkîs Se‘âdeti’l-Enâm İttibâ’i Dînu’l-İslâm şeklinde kaydediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1840); Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye ise Se‘âdeti’l-Enâm İttibâ’i Dînu’l-İslâm, ve Tavzîhi’l-Fark Beynehû ve Beyne Dîni’n-Nasâra fi’l-‘Akâid ve’l-Ahkâm (Kâhire, Matba‘ati Dâru’l-Kütübi’l-‘Arabiyyeti’l-Kübrâ, 1326 [1908]) şeklinde zikrediyor (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.221); ayrıca 50. madde ve hâşiyesine bkz.
٦٨ Şevâhidu’l-Hakk’da: Kasîdetu Se‘âdeti’l-Me‘âd fî Muvâzeneti Bânet Su‘âd (Şevâhidu’l-Hakk, s.7).
٦٩ Mısır’da tab’ edilmiş (en-Nebhânî, Esbâbu’t-Te’lîf, s.384). Diğer bir kayda göre “Kâhire, Mektebetü’l-Külliyâti’l-Ezheriyye, 1972” (1392) şeklinde (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’ce-mu’ş-Şâmilu, c.5, s.221).
٧٠ Bizim kullandığımız Şevâhidu’l-Hakk nüshasında (١. hâşiyeye bkz.) s.23’den i’tibâren başlıyor. Emel hanım kendi kullandığı nüshanın serlevhâsını şu şekilde zikrediyor: es-Sihâmu’s-Sâ’ibe li-Eshâbi’d-De‘âva el-Kâzibe fî’r-Reddi ‘alâ Müdde‘î el-İctihâd (nâşiri ve târihi yok, Amal Ghazal, “Sufism, Ijtihād and Modernity”, s.256; kezâ Samir Seikaly, “Shaykh Yūsuf al-Nabhānī and the West”, s.180/hâşiye 9).
٧١ en-Nebhânî’nin İstanbul’dayken te’lîf etdiği ve neşredilen ilk eseri (Ebû Bekr bin Ahmed, ed-Delîlu’l-Müşîru, s.402, 407). G.A.L.’da neşir târihleri olarak “Beyrut 1307” [1890] ve “Kâhire 1318” [1900] olarak veriliyor (G.A.L., zeyl cild 2, s.764). en-Nebhânî Brockelmann’a göre “İlk eserlerinden olan eş-Şeref el-Mü‘ebbed li-Âli Seyyidinâ Muahammed ile İslâm’ı Hıristiyan kültürüne karşı müdâfa’a etmeye çalışdığı son derece münbit bir dînî tahrîr sahası aç”mış. (G.A.L., zeyl cild 2, s.763).
٧٢ 30. maddedeki eserle birarada. Türkçe’ye –ba’zı tasarruflarla birlikte– Mehmet Emre tarafından Şevâhidü’l-Hakk’dan Vehhâbîlere Cevaplar adıyla terceme edilmiştir (Fazilet nşr., İstanbul, trz.). Muhammed Habîbullah eş-Şenkîtî’nin tashîhiyle 1351’de (1933) Şirketi Mektebeti ve Matba‘ati Mustafâ el-Bâbî el-Halebî ve Evlâduhu tarafından da tab’ edilmiş (Muhammed ‘Îsa Sâlihiyye, el-Mu’cemu’ş-Şâmilu, c.5, s.222). Iraklı “selefî”lerden ve İbn Teymiyye’nin âteşîn müdâfi‘îlerinden Mahmûd Şükrî el-Âlûsî bu esere cevâben Ğâyetu’l-Emânî fi’r-Redd ‘ale’n-Nebhânî’yi yazar (2 c., Kâhire, 1325 [1907]; c.1, s.44-60’ın İngilizce tercemesi şurada: Mahmud Shukri al-Alusi, “Ijtihad and the Refutation of Nabhani”, trc. Hager El Hadidi, Modernist Islam, 1840-1940: A Sourcebook, haz. Charles Kurzman, Oxford University Press, New York, 1423 [2002], s.158-171). Bunun temel sebebi belli ki Şihâbü’d-Dîn Ahmed bin Hacer el-Heytemî’nin es-Sevâ‘iku’l-Muhrika fî’r-Reddi ‘alâ Ehli’l-Bid‘a ve’z-Zandaka’sına (Yakıcı Yıldırımlar, trc., Hasib Seven, Bedir nşr., İstanbul, 1411 [1990]) ve Şeyhu’l-İslâm et-Takîyyu’d-Dîn es-Subkî’nin Şifâ’u’s-Sikâm fi’z-Ziyâreti Hayri’l-Enâm’ına el-Âlûsî’nin amcası olan Nu‘mân bin Mahmûd el-Âlûsî’nin yazdığı Cilâ‘u’l-‘Ayneyn fî Muhâkemâti’l-Ahmedeyn adlı reddiyeyi en-Nebhânî’nin cerh etmiş olmasıdır (bkz. en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hakk, s.215-222). Bu mes’eleye sâdece el-Âlûsî zâviyesinden bakmakla ma’lûl bir makâle için bkz. Hala Fattah, “ ‘Wahhabi’ Influences, Salafi Responses: Shaikh Mahmud Shukri and the Iraki Salafi Movement, 1745–1930”, Journal of Islamic Studies, 14/2, 1424 (2003), s.144-146. Ğâyetu’l-Emânî evvelâ müsteâr isimle neşredilmiş; nâşir, el-Âlûsî’nin adını kitâba ancak 1326 [1908] Jön Türk ihtilâlinden sonra yazabilmiş (Mahmud Shukri al-Alusi, “Ijtihad and the Refutation of Nabhani”, David D. Commins’in mukaddimesi, s.158; H. Péres, “al-Ālūsī”, The Encyclopaedia of Islam, WebCD edition, Brill Academic Publishers, 1423 [2003]). Bunun sebebi hiç şüphesiz II. Abdu’l-Hamîd Hân’dan korkan ve ona muârız olan “selefî”lerin Jön Türk ihtilâliyle birlikde “rahat bir nefes” almış olmalarıdır! (bkz. David Commins, “Religious Reformers and Arabists in Damascus, 1885-1914”, International Journal of Middle East Studies, 18/4, Safer-Rebî‘u’l-evvel 1407 [Kasım 1986], s.405-425).
[38] İbn Cehbel diyor ki: “Nasıl olur da Allah cellecelâluhû’nun hakîkaten gökyüzünde, gökyüzünün fevkinde; hakîkaten tahtda, tahtın üzerinde olduğunu söylersin?!” İbn Cehbel, İbn Teymiyye’ye Reddiye, 93, İbn es-Subkî Tabakât eş-Şâfi‘iyye el-Kubrâ içinde, 9: 61.
[39] Krş., ‘İmâd ‘Abdu’s-Selâm Ra’ûf, el-Âsâr el-Hattiyye fi’l-Mektebe el-Kâdiriyye fî Bağdad, 2: 493, yazma 642.
[40] el-Fıkhu’l-Ebsat. Bu eser Fıkhu’l-Ekber’in aynıdır, şu farkla ki İmâm’dan naklen suâl-cevâb şeklindedir. Nâkil münhasıran, Ebû Abdullah el-Huseyn ibn ‘Alî el-Elma‘î el-Kâşğarî (v. >484) vâsıtasıyla Ebû Mutî’ el-Hakem ibn Abdullah ibn Muslim el-Belhî el-Horâsânî’dir. Her ikisi de mecrûh râvilerdir.
[41] el-Kevserî, Makâlât, s.368-369.
[42] Krş. el-Hattâbî, Me‘âlimu’s-Sunen, 5:101 ve el-Kârî, el-Esrâru’l-Merfû‘a içinde, 2. tab’, 209-210 #209; 1. tab’, 126 #478.
[43] Keşfu’l-Esrâr, 1: 55-60.
[44] Mecmû‘atu’r-Resâil, 13:294.
[45] Nâsiru’d-Dîn el-Elbânî’nin el-Âlûsî’nin el-Âyâtu’l-Beyyinât’ına (80.s.) ve el-Silsiletu’d-Da‘îfe’ye (#203) düştüğü hâşiye.
٧٣ Bkz. Müfid Yüksel, a.g.m. (yukarıda 6. hâşiyeye bkz.).
[46] Bkz. Süleymân bin ‘Abdu’l-Vehhâb (ve. 1210/1795), Faslu’l-Hitâbi fî Mezhebi ibn ‘Abdi’l-Vehhâb, kezâ es-Sevâ‘iku’l-İlâhiyye fi’r-Reddi ‘ale’l-Vehhâbiyye nâmıyla da neşredildi; ‘Alevî bin Ahmed el-Haddâd, Misbâhu’l-Enâm (1212/1801), bunun mukaddimesini es-Seyyid Yûsuf er-Rifâ‘î’nin Advice to Our Brothers the Scholars of Najd (1420/1999) tercemesiyle birlikde neşretmişdik; Seyyid ‘Abdullâh bin Hasan Bâşâ Bâ ‘Alevî, Sıdku’l-Haber fî Havârici’l-Karni’s-Sânî ‘Aşer (el-Lâzikiyye, 1346/1928); Ahmed Zeynî Dahlân (ve. 1304/1886), es-Samnûdî el-Mansûrî, Seâdetu’d-Dâreyn fi’r-Reddi ‘ale’l-Firkateyni’l-Vehhâbiyyeti ve’z-Zâhiriyye ve Selâme el-‘Azzâmî, el-Berâhînu’s-Sâtı‘atu fi’r-Reddi Ba’zi’l-Bid‘ai’ş-Şâi‘a.
[47] ‘Abdu’l-‘Azîz bin Sıddîk el-Ğumârî, et-Tahânî fi’t-Ta‘kîbi ‘ale’l-Mevdû‘âti’s-Sâgânî, s.49.
[48] en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hakk, s.275-276.
٧٤ü٤'üncü hâşiyeye bkz..
٧٥ en-Nebhânî Mısır’da tab’ edildiğini bildiriyor (Esbâbu’t-Te’lîf, s.384). Şam’da, İkr‘a li’t-Tibâ‘a ve’n-Neşr tarafından Muhtasar Riyâzu’s-Sâlihîn min Kelâmi Seyyidi’l-Mürselin sallallâhu 'aleyhi ve sellem li’n-Nevevî adıyla neşredilmiş (1420/2000) (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٧٦ü٤'üncü hâşiyeye bkz. Emel Gazel (Amal Ghazal), kendindeki nüshanın neşir târihini 1324 (1906) olarak zikrediyor (Amal Ghazal, “Sufism, Ijtihād and Modernity”, s.251/ hâşiye 62).
٧٧ Serkîs el-‘Ukûdu’l-Lu’lu’iyye fî’l-Medâihi’l-Muhammediyye şeklinde zikrediyor ve Dîvâni’l-Medâihi’s-Seneviyye olarak da bilindiğini kaydediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1841); G.A.L.’daki kayda göre Hidîv (2.) Abbas’a ithâf edilmiş, Kâhire ve 1329 [1911] Beyrut (G.A.L., zeyl cild 2, s.763). en-Nebhânî’nin Efgânî ve yârânını tenkîd etdiği eserlerinden biridir; Muhammed Muhammed Hüseyin bunun 74. maddedeki eserle birarada neşredilmiş nüshasından iktibaslarda bulunuyor (bkz. Muhammed Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslâm Dünyasına Girişi, s.101-106).
٧٨ Serkîs’e göre Beyrut, 1309’da (1892) tab’ edilmiş (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1842; kezâ G.A.L., zeyl cild 2, s.765). 1423’de (2002) Dâru’l-Minhâc tarafından Beyrut’da yeniden neşredilmiş (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.829).
٧٩ Beyrut’da el-Virdu’ş-Şâfî: Muhtasar el-Hisni’l-Hasîn li’l-İmâm Şemsi’d-Dîn Muhammed bin Muhammed bin el-Cezerî adıyla Dâru İbn Hazm tarafından neşredilmiş (Muhammed Hayr Ramazân Yûsuf, Mu’cemu’l-Müellifîn, c.2, s.830). Serkîs el-Virdu’ş-Şâfî mine’l-Mevrid es-Sâfî şeklinde kaydediyor (Serkîs, Mu’cem, c.2, s.1842). G.A.L.’a göre tab’ târihleri Beyrut, 1319 [1901]; Kâhire 1303 [1886], 65. maddedeki eserle birarada; 1313’de [1895] Mecmû‘a[tu’n-Nebhâniyye] ile birlikde (G.A.L., zeyl cild 2, s.765).

____________________________

Bu makâlenin ilk neşredildiği yer: Yûsuf bin İsmâ‘îl en-Nebhânî, er-Râ‘iyyetu’s-Suğra fî Zemmi’l-Bid‘ati ve Medhi’s-Sünneti’l-Garrâ (Bid‘atlerin Zemmi ve Yüce Sünnet’in Medhi Kasîdesi), trc. Abdullah Tûran, neşre haz. Yusuf Hanîf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat nşr., İstanbul 1427 (2006), VIII-XLI.s.; buradaki gözden geçirilmiş, ilâveli ve tashîhli nüshadır. Tedkîkâtımız sürdükce ta'dîlât ve tashîhâtımız da sürecekdir.