10.9.13

SEYYİD CEMÂLEDDÎN EFGÂNÎ’NİN
MISIR HAYÂTINA DÂİR BAZI YENİ TESBİTLER*
Juan R. I. Cole**

(Türkcesi: Yusuf Hanîf***)


      Mîlâdî ondokuzuncu asırda yaşamış ve Sünnîler arasında kendine Efganlı (“Efgânî”) süsü vermiş İranlı mütefekkir ve siyâsî aktivist Seyyid Cemâleddîn Esadâbâdî’nin İslâm dünyasındaki kültürel i’tibârı azalmış değilse de müsellem ehemmiyeti hararetli bir münâkaşanın mevzû‘u olmaya devam ediyor.[1]
      Efgânî’nin hayatının en mühim ve en te’sîrli devresi Mısır’da geçmiş (1871-1879) ve bu devre haqqında pek çok şey yazılmışdır. Fakat bu mevzû’daki nisbeten hayli geniş literatüre rağmen pek çok mes’ele hâlâ çözülememişdir. Mısır masonluğuyla olan ihtilâtının mâhiyet ve kronolojisi tam olarak nedir? Mısır siyâsetiyle ilgili temel görüşleri neydi ve bunlar zihninde nasıl teşekkül etdi? Bu yıllardaki mesajı mahzâ din-dışı [secularist] mıydı yoksa husûsan Müslüman bir lider rolü mü oynadı? Seyyid Cemâleddîn’in Mısır’dayken Pan-İslâmizm’e dâir herhangi bir fikri teşekkül etmiş miydi yoksa bu fikirleri en erken 1880’lerin başında mı ortaya çıkdı? Onun hayatının bu devresini biraz daha aydınlatmak, mevzû-i bahs ihtilâfların ve târihlendirme mes’elelerinin bâzılarını çözmek bugün için artık mümkündür. Bu mes’eleler, onun ve Mısırlı mu‘akkiblerinin karışık ve karanlık fikrî [intellectual] ve siyâsî yeraltı dünyâsını aydınlatmak için hayli uğraşmış olan sahânın ilk müelliflerini sıkıntıya sokmuşdu. Bunlar arasında Albert A. A. Kudsi-Zadeh١ ve Elie Kedourie olmakla birlikde en meşhûru Nikki Keddie’di. Keddie’nin hâkimâne bir sûretde te’lîf etdiği Seyyid Cemâleddîn’in târihce-i hayâtında yer alan Efgânî’nin Mısır yıllarıyla ilgili terkîbî îzâhât, 1970’lerin başlarında mevcûd olan delillere getirilen îzâhların hâlâ en iyi ve en dengeli olanıdır.
      Mezkûr mes’eleleri biraz daha aydınlatacak kaynaklara gelince. Birincisi, Seyyid Cemâleddîn’in 1879 Ağustos’unun sonlarına doğru tevkîf edilib Mısır’dan hudûd dışı edildiğinde evinde el konulan evrâkı muhtevî bir dosyanın Mısır millî arşivlerinde [Dâru’l-Vesâiqu’l-Qavmiyye] bulunduğu, arşivdeki muâsır Mısırlı araştırmacılara bir zamandır ma’lûmdur. 1980’lerin ortalarında bu dosyadan bazı notlar ve fotokopiler alma fırsatını bulmuş ve bunları ‘Urabî ihtilâli ve menşe’i ile ilgili çalışmamda٢ kullanmış idim. Bu maqâlede de dosyadaki evrâkı daha sistematik bir sûretde kullanarak Seyyid Cemâleddîn’in siyâsî biyografisi ve efkârıyla ilgili mes’eleleri vuzûha kavuşturmak istiyorum.
      İkincisi, Seyyid Cemâleddîn’in Tahran’daki husûsî evrâk koleksiyonu arasında düşüncesine ışık tutan, en azından bir tane, mühim bir yazının kaldığını düşünüyorum; bu yazı, İran’da 1963 senesinde neşredilen mezkûr koleksiyondan seçilmiş evrâkın derlendiği kitâba٣ alınmamış.
      Üçüncüsü, İngiliz arşivlerinde, bir gencin tanassuru ile ilgili münâkaşada Seyyid Cemâleddîn’in rolüne dâir daha evvel bilinmeyen bir rapor keşfetdim.

İlk Yıllar

      Seyyid Cemâleddîn Hüseynî Esadâbâdî, 1838 civârında Hemedân yakınlarındaki bir köyde, Azerîce konuşan bir âilede dünyaya geldi. Küçük arâzi sâhibi bir âileden geliyordu. Genç bir talebe olarak Kazvin’de, daha sonra da Osmanlı idâresi altındaki Irak’ın Necef şehrinin hukûk ve ilâhiyât merkezinde Şiî mezhebi üzere tahsil gördü. Efgânî, mevcûd müfredâtın İranlı münevverlerce mütezâyiden tenkîd edildiği 1850’lerde şuûrlanmaya başladı. İranlı münevverlerin bu memnûniyetsizliği hem mahallî hem de kozmopolit bir husûsiyet arz ediyordu. Mahallî olarak bâtınî [esoteric], esrarlı [cabalistic] Şeyhîlik ve mesîhî [messianic] Bâbîlik gibi yenilikci (fakat sapkın [heretical]) Şiî cereyânlara alâka duyuyorlardı, ki bu iki cereyânın da Seyyid Cemâleddîn üzerinde öyle veya böyle te’sîri vardı.[2] Hakîkaten Şeyhîlik Efgânî’ye, meselâ dînî metinlerin şahsî te’vîlinin ehemmiyeti, rasyonalizme ve klâsik İslâm felsefesine i’tibâr etmek ve her nesilde karizmatik bir liderin varlığının lüzûmu gibi temel dînî fikirler veriyordu. Fakat kozmopolit câzibe de şiddetliydi. Reformcu başvekil Emir Kebîr (ö. 1852) Tahran’da Avrupâî tarzda bir mühendishâne te’sîs etdi ve Avrupa gücü 1856’daki kısa süreli İngiliz-İran savaşı sırasında dramatik bir biçimde ülkeye girdi. Seyyid Cemâleddîn Garb tahsîli görmek için 1857’de Bombay’a gider. Bengal ve Avad vilâyetlerinde gerçekleşen Büyük Hind Ayaklanması (“Mutiny”) esnâsında oradadır ve imparatorluğun müstemleke finans merkezinden İngilizlerin bu isyânı nasıl bastırdıklarını seyreder. Bunun üzerine Hindistan’ı zabteden müstemlekecilerin Orta Şarq’ı da fethetmek isteyebilecekleri korkusuna kapılır. Daha sonra siyâsetde rol sâhibi biri olarak ortaya çıktığı Efganistan’a gider ve orada daha tehlikeli düşman olarak gördüğü İngilizlere karşı Rusları destekler. 1869’da İstanbul’a gider. Bu güçlü Sünnî muhîtde kendini İranlı bir Şiî olarak değil de Sünnî bir Efganlı olarak takdîm eder. Bu inişli-çıkışlı kariyeri 1871’de İstanbul’dan, 1879’da da Kâhire’den kovulmasına, kalan ömrünü de seyâhât ederek, Avrupa, Hindistan, İran ve İstanbul’da harcayarak geçirmesine sebeb olur. Ömrünün ve kariyerinin son demlerinde ise II. Abdu’l-Hamîd’in bütün Müslümanları Avrupa tecâvüzüne karşı birleşdirmeyi gâye edinen Pan-İslâm ideolojisinin neşr u ta’mimi çalışmalarını destekler. 1870’lerde Mısır’daki tezleri ve aktivizmi sebebiyle ilk Müslüman reformist kahramanlar türbesinde yerini alır. Fakat garâbete bakın ki Seyyid Cemâleddîn’in, İslâm’da gördüğü fazlasıyla irticâ‘î ve donuk cihetleri tahkîr eden, muâsır Avrupa ilmine hayran ve pozitivizmin te’sîrinde kalmış bir lâedri [agnostic] veyâ mülhid [atheist] olduğu hemen hemen kesin gibidir. Kendini İslâm’a adaması şahsî bir îmân mes’elesi olmakdan ziyâde siyâsî ve fâideci mülâhazalardan kaynaklanıyordu.

İstanbul’dan Koğuluş

      Seyyid Cemâleddîn 1869’dan 1871’e kadar İstanbul’dadır ve çok kısa bir sürede buranın fikrî eliti ile irtibâta geçer. Bunların çoğu onu yenilikci ve kışkırtıcı bir mütefekkir olarak görür. Yeni te’sîs edilmiş olan Dâru’l-Fünûn’un müdîri Tahsîn ve Meclis-i Maârif başkanı Münif Efendilerle çok kısa bir sürede samîmi olur. 1870 Temmuz’unda da Meclis-i Maârif âzâsı olur.٤ Ve yine aynı yılın sonlarında yeni mühendishânede٥ bir nutuq irâd eder. Keddie’nin nakletdiğine göre bu nutuqda sarfetdiği sözler arasında şunlar vardır: “Peygamber, filozof, halîfe, tabib ve fakih en yüksek san‘at erbâbındandırlar. Her devrin bir Peygamber’e ihtiyâcı yokdur zîrâ tek bir dîn ve şerî‘at birçok asra ve insana kifâyet edebilir. Fakat her devirde, onsuz nev’-i beşerin nizâm ve bekâsı mümkin olmayan bir âlim-i müdebbir gerekdir. Bu müdebbir kendi devrine hükmeder.”[3] Keddie’nin de ifâde etdiği gibi bu son sözler Şeyhîliğin aslî fikirlerindendir ve yeryüzünde [ma’sûm imâmın gaybûbetinde] her zaman “Mükemmel bir Şi‘î”nin (Tasavvuf’daki insan-ı kâmil mefhûmundan mülhem) olması gerekdiği şeklindeki Şeyhî aqîdesini hatırlatmaktadır.[4] Vahy ile felsefenin, hakîkatin iki tarz-ı ifâdesi olduğu, evveliyâtı orta çağın Müslüman filozoflarına kadar giden bir fikirdir. Vahy teşbih ve tasvîr yoluyla ifâde edilir ve husûsî bir devre hitâb ederken felsefe küllî, burhânî bir mantıqla ifâde edilir ve ebedîdir. Efgânî’nin nutqu, Tanzîmât reformlarının dinsizleştirici temâyülüne karşı kendilerini hep bir kalkan olarak gören İstanbul’daki dînî muhâfazakârlar [ulemâ] arasında gürültüye sebeb oldu ve sonunda Seyyid Cemâleddîn İstanbul’u terke icbâr edildi. Tahsîn Efendi gibi hâmilerinden kimileri de bozuk aqîdeleri [unorthodoxy] ve münâsebetsizlikleri yüzünden makâmlarından oldular.

Felsefesi, Aqîdesi, Mürîdleri

      Seyyid Cemâleddîn İstanbul’dayken o sıralar Mısır maârif nâzırı olan Mustafa Riyâz Paşa (1834-1911) ile görüşür ve onun nazar-ı dikkatini celbeder. Bunun üzerine Kâhire’ye gitmek aklına gelir. Mart 1871 civârında Mısır’a varır ve umduğu gibi eski tanışığı olan Riyâz, onu himâye etmek istediğini açıkca gösterir.[5] Kendisine yıllık 140 Mısır poundu maaş bağlar (en azından 1870’lerin sonları i’tibâriyle elde etdiği miktar bu kadardır). Bu maaş sâyesinde evinde gayr-ı resmî ders verecek; din, kültür ve siyâsete dâir kahvehâne mübâheseleriyle meşgûl olacak ve asıl olarak da siyâsî faâliyetlerde bulunacak boş vakti olur.
      Keddie, Seyyid Cemâleddîn’in husûsî evrâkında yeralan Mısır yıllarıyla ilgili en eski belgeler arasında Mısır’daki İran konsolosluğu tarafından verilmiş, Efgânî’nin İstanbul’a gidişine müsâade eden bir seyahât belgesi bulunduğunu ifâde eder. Bu seyahât gerçekleşmemişdir. Keddie’ye göre “bu belge Cemâleddîn’in İstanbul’dan sürgün edilişinin kısa süreli olacağına inandığını veya böyle ümîd etdiğini gösteriyor.”[6] Osmanlı pâyitahtına dönmeyi haklı olarak ümîd etmiş olabileceğini Dâru’l-Vesâiqu’l-Qavmiyye’deki “Efgânî Dosyası”nda bulunan bir belge de te’yid ediyor. Efgânî’nin İstanbul’dan ihrâcının mes‘ûlü olan merhametsiz ve kıskanç zevâtı hâlâ şiddet ve hiddetle yâd eden Tahsîn Muhammed Tâhir, ona İstanbul’dan 31 Aralık 1872’de bir mektub yazar. Geçenlerde Seyyid Cemâl’in başka bir arkadaşına gönderdiği bir mektuba rast geldiğini, bunun üzerine ona olan muhabbetini ifâde etmek ve buradaki düşmanlarının iktidârlarını kaybetdiklerini bildirmek için bu mektubu yazdığını söyler. Tahsîn, Efgânî’nin Riyâz Paşa’nın himâyesine girmeyi başarmış olmasına kendisinin ve diğerlerinin sevindiğini yazıyor.[7] Belli ki yine de Seyyid Cemâleddîn’in pâyitahta dönmesini arzuluyor.
      Seyyid Cemâleddîn felsefede ve pek çoğu Ezher müfredâtından çıkarılmış olsa da Ezher talebelerinden ve genç münevverlerden hayli rağbet gören diğer aklî ilimlerde husûsî bir hoca olarak temâyüz etdi. Bu sûretle cenûbî Asya’nın muhâcir ulemâsı tarafından iyice ta’rîf ve ta’yîn edilen rolü bir süre için oynamış oldu. Cenûbî Asya ulemâsı diyoruz, zîra İslâm felsefesinin tahsîl ve tahrîri Müslüman Şarq’da Arabca konuşulan memleketlere nazaran daha büyük bir gayretle sürdürüldü. Ezher’li Müslüman münevverlerin de gâyet iyi bildikleri üzere Herat, Delhi, Luknov ve İsfahan felsefî faâliyetlerin sürdürüldüğü merkezlerdi. Luknov’da tahsîl görmüş ve 1857’deki Büyük Ayaklanma’dan sonra Hindistan’dan kaçmış olan evvelki nesle mensûb Muhammed Ekrem Efgânî (ö. 1870), Kâhire’deki eğitim müesseselerinin vazgeçilmezi hâline gelmiş, husûsiyle felsefe ve İbn ‘Arabî dersleri vermişdi. Dendiğine göre Ezher Şeyhliğine dahi namzet gösterilmiş fakat o bunu reddetmiş. Her ne kadar bu mes’eleden bahsetmese de (kaynaklar da bahsetmez), İngiliz Hindistan’ından kaçışı ona mükemmel bir anti-emperyalist hüviyet kazandırdı. Seyyid Cemâleddîn bazı mühim cihetlerden bu i’tibârlı şahsiyyetin yerine geçmekden gayrı bir şey yapmadı.[8]
      Efgânî Yahûdî mahallesindeki evinde sınıflar teşkîl etmiş ve kafelerde, husûsiyle de “Sigara ve çay eşliğinde fikirlerini beyân ederken etrâfında büyük bir mürîdân ve meraklılar grubunun toplandığı”[9] Busta ve Matatya Café’lerinde müzâkerelerle hayli vakit geçirmişdir. Kendine cezbetdiği Ezher talebelerinin nev‘ine bir misâl, Çerkez asıllı Ahmed Selmân Çerkezî’nin târihsiz bir mektubunda görülebilir. Çerkezî mektubunda, Ezher’de Türklere âit koğuşda kalan bir talebe olduğunu ve Şeyhu’l-İslâm’ın Îsâgoci adlı bir Yunan mantık kitabına yazdığı şerhi٦ çalışmak istediğini fakat münâsib bir hoca bulamadığını yazıyor. Seyyid Cemâleddîn’e de bu yüzden, “İlmin bütün şu’beleri”ni nasıl tahsîl edebileceğini araştırdığı için mürâcaât ediyor. Çerkezî, Seyyid Cemâleddîn’in az öğretilen bazı disiplinlerdeki, tefekkür veyâ tahayyül tekniklerindeki (tasavvur), hakîkati tasdîk usûllerindeki (tasdîq) ve külliyât bilgisindeki (külliyât) üstâdlığını bildiğini yazıyor.[10] Seyyid Cemâleddîn evvelâ Muhammed ‘Abduh gibi Müslüman Ezherlilere ders vermiş ve onlarda kendine karşı mürîdin mürşîdine beslediğine benzer husûsî bir sadâkat hâsıl etmişdi.
      Seyyid Cemâleddîn, Ezher’deki hoca ve talebelerin pek çoğu aklî ilimlere muhâlif oldukları için Ezher müderrislerinin bir miktar taqbîhine ma’rûz kaldı. Bu müderrislerle adâvete sebeb olan bir münâkaşası da oldu.[11] Ortaçağın Müslüman filozofları âlemin kıdem ve bekâsı gibi Yunanlıların aqîdelerini benimsemişlerdi. Müslüman Ezher müderrislerinin tamâmen sapıkça [heretical] kabûl etdiği bu aqîdeleri Efgânî’nin de paylaşdığı iddiâ ediliyordu. Filhakîka, Efgânî’nin Hıristiyan mürîdlerinden biri dahi [Selîm ‘Anhûrî٧] onun gizli bir şekilde ilhâda meyilli olduğunu, Auguste Comte gibi dînî aqâidin târih boyunca birtakım safhalardan geçdiğine inandığını iddiâ eder ki, bu inanca göre ibtidâ hurâfeperest olan insanoğlu eninde-sonunda Dîn’den tamâmiyle kurtulacakdır. Bu iddiâ tamâmiyle ma’kûldür, zîrâ Efgânî bilâhere Renan ile Paris’de girişdiği münâkaşada da bu gibi görüşlerini açıkça beyân etmişdi.[12] Fakat bu bozuk aqîdesini Müslüman mürîdlerinin çoğundan i’tinâyla gizlemişdir. Efgânî, mollaların şerhlerindense daha esaslı fikirlere ve felsefeye susamış Müslüman münevverler tarafından kahramanlaşdırılmışdır. Felsefe, Rifa‘a Tahtavî gibi bazı modernistlerin onu muâsır ilme İslâmî bir temel olarak görmeye başladıklarından beri husûsî bir i’tibâr görüyordu. Efgânî’nin zikri geçen Hıristiyan mürîdi 1879’da bile, İskender Nahhas Efendi٨ Efgânî’yle tanışmaya çalışdığı sıralarda, hâlâ onun felsefesini öğrenme arzûsundaydı (veyâ irfânını… el-hikme o devirde hem felsefe hem irfân ma’nâsınadır).[13] Mamafih Seyyid Cemâleddîn, Riyâz Paşa’dan çok hızlı bir şekilde maaş koparabilme husûsunda gösterdiği kaâbiliyeti, siyâsîler ve siyâsî emeller güdenler arasında sessizce dolaşmak husûsunda da göstermişdir. Efgânî Dosyası’nda yer alan bir belgeye göre Hasan Musa ‘Aqqad 1874’de Seyyid Cemâleddîn ile görüşmek için randevu talebinde bulunur. ‘Aqqad, daha sonraları meşhûr bir muhâlif ve meşrûtiyet tarafdârı olarak temâyüz eden, Sudan’da iş-güç sâhibi büyük bir tüccardır. Geleceğin kavmiyyetci lideri Sa‘d Zağlul 1875’de, tıpkı Mısırlı Yahûdi oyun yazarı ve sonraları da muhâlif bir gazeteci olan Ya‘kub Sannu‘ gibi Seyyid Cemâleddîn’in toplantılarına katılmaya başlar.[14]

Neşredilmemiş Bir Maqâlesi

      Seyyid Cemâleddîn’in Tahran’daki evrâkı arasında, Ezherli birinin Şubat 1877’de istinsah etdiği Müslümanların istikbâline dâir bir maqâle bulunuyor.[15] Bu maqâle üslûbu, alâkaları ve tarzı-ı tefekkürü i’tibâriyle Efgânî’nin kaleminden çıktığını gösterir bol miktarda delil ihtivâ ediyor. Fakat bahis mevzû’u koleksiyondan seçdikleri evrâkı neşreden musannifler böyle düşünmüyor olmalılar ki bu maqâleyi kitablarına almamışlar.٩ Maqâle, Hıristiyan tenkîdlerine karşı heyecânlı bir İslâm müdâfaasıyla başlıyor. Müellife göre Müslüman ülkelerin inhitâtının sebebi bilgiyi ve ilmi terk etmeleridir. İslâm şerîatı medeniyete Hıristiyanlık’tan çok daha uygundur, çünki Hıristiyanlık benliği mahkûm edib şahsî te’vîli men’ eder. Kânûnî Sultan Süleyman’a da hücûm eder; çünki o, devlet ve iktidâr mülâhazalariyle İslâm’ı ifsâd etmişdir; öyle ki Avrupa medeniyyetde teraqqî ederken İslâmî ilimler tedennî hâlindeydi. Buna bir de okuma kolaylığı açısından Avrupa’da kullanılan Latin alfabesinden aşağı seviyede olan Arap elifbâsının Türkce, Arabca ve Farsca yazmak husûsundaki kifâyetsizliğini ekleyin, diyor. Şecâ‘at-i ilmiyyedeki bu nisbî inhitâtdan sonra Müslümanlara artık Kur’ân[-ı Kerîm]’i ta’kîb etmek tehâlükünden gayrı bir şey kalmadı diye dövünüyor. Fakat bu tehâlükün ona göre Müslümanları Avrupa müstemlekeciliği ve misyoner faâliyetlerine karşı muhâfaza etmek gibi bir fâidesi var. Çünki bu sâyede, yabancı istilâsına uğradıklarında bile, dinlerini terk etme da’vetine kulak asmıyorlar –öyle ki Müslümanlardaki sarsılmaz Peygamber sevgisi ilk kez beynelmilel siyâsetde bir endişe kaynağı olmuşdur! Müellif Garbın askerî teknolojisini ve taktiklerini benimseyen Sultan II. Mahmûd ve Muhammed Ali Paşa gibi reformcu Müslüman hükümdârları medhediyor; fakat Yeniçerilerin ve diğer mürtecî’ grupların Sultan II. Mahmûd’a olan muhâlefetini de haklı görüyor. “Bütün Müslümanların hâl-i hazırdaki devletlerinden nefret etdikleri ve onu mümkün olan herhangi bir yolla değiştirmek istedikleri öyle gizli bir şey değil.” diyor. Bu sebebledir ki ehl-i ‘ilm bir “intibâh alâmeti” olarak (1876’daki Meşrûtiyet inkılâbı esnâsında) kıyâm edib Sultan Abdu’l-Azîz’i tahtdan indirmişdir. Ayrıca, Merakeş’den Hindistan’a bütün Müslümanların dinlerine yardım ve vaz’iyyetlerini ıslâh için ittihâd etmeleri gerekir. Avrupalıların böyle bir ittihâda muhâlif olduklarını kabûl eder ve onların silahlanmaya harcadıkları paraları ilme harcamaları temennîsinde bulunur. Kezâ, Avrupalı devletlerin Hıristiyanlığa yardım etdikleri şekilde Müslüman devletlerin de İslâm medeniyetine mu‘âvenet etmelerini temennî eder. Şu an böyle bir mu‘âvenete kesinlikle ihtiyâç var; zirâ Sultan Mahmûd’un reformlarına muhâlif olan Yeniçeriler mefsûh ve Müslümanlar Avrupâî bilgiye susamış durumdalar. Müellif, Hidiv İsmâ‘îl’in erkek ve kadınlar için açdığı yeni mektebleri medh ve Şarq mes’elesinin eğitim ve ilmin teraqqîsiyle hâll olunacağını ifâde ederek sözlerini bitiriyor.
      Bu ifâdelerin Seyyid Cemâleddîn’e âidiyeti bana çok güçlü görünüyor. Elifbâ mes’elesi müellifin Mısırlı olmadığını ilqâ‘ ediyor; zirâ bu, Kâhirelileri değil, Osmanlılar ve İranlıları, daha çok da Münif Paşa, Ahundzâde ve Malkom Han’ı meşgûl eden bir mes’elesiydi. Ayrıca bunların ikisi [Münif Paşa ve Malkom Han] Seyyid Cemâleddîn’le arkadaşdılar.[16] Müellif maqâlenin sonunda Müslümanların yeniden gayrete gelmeye başlamalarıyla ilgili hissiyâtını ifâde için buz ve karın erimesi istiâresini kullanır ki böyle bir istiâre bir Mısırlı için pek fazla bir şey ifâde etmez ama Seyyid Cemâleddîn gibi bir Âzerî’den sâdır olabilir. Aklî bilginin, Avrupâî ilimlerin ve Müslümanların Avrupa’ya karşı te’sîs edecekleri anti-kolonyal bir ittihâdın müdâfaâsı Efgânî’nin 1880’lerdeki mes’eleleriydi. Dolayısıyla 1877’de de bu tarzda düşünüyor olması şaşırtıcı değildir. Hatta Müslümanlar arasındaki tâli’siz ve çökmekde olan taassubu kendisinin kabûl etdiği anti-emperyal maksatlar uğrunda kullanmak yönündeki daha ziyâde bencil [cynical] isteği, Seyyid Cemâleddîn’in sonraki fikirlerinin alâmet-i farîkasıydı. Efgânî’nin açıkça neşretmek için Arabca’ya çevirdiği ve hüsn-i hattla imlâ etdiği bu maqâleyi neden neşretmediği hâlâ esrârını koruyor. Ama o sıralar Müslüman mürîdlerine verdiği kimi derslere iyi bir misâl teşkîl ediyor olmalı.
     
Bir “Müslümân” Olarak Efgânî

      Aşağı-yukarı 1877 boyunca Seyyid Cemâleddîn’in yakın çevresinin kâhir ekseriyetini Müslüman Mısırlılar teşkîl ediyordu ve kendisi evvel umûrda İslâmî aklî ilimler hocası olarak görülüyordu. Mamafih Siyâset’in Müslüman Meşşâî an‘anede felsefî ahlâkın bir şûbesi olduğu hatırlanmalıdır.[17] Binâenaleyh bu onun sâdece mücerred felsefe dersleri verdiğine delâlet etmez. O, Kâhirelilerin Efganistan ve Hindistan’dan âşinâ oldukları bir çeşit şarqlı İslâm âlimi olarak görülüyordu.
      Efgânî’nin Müslüman rolü, Ahmed Fehmî hâdisesinde açıkca görülür. Ahmed Fehmî, Kâhire’de faâliyet gösteren Amerikalı misyonerlerin te’sîriyle tanassur etmiş genç bir Mısırlıdır. Oğullarının bu hâline uzun bir süredir sabreden Müslüman âilesi onu 1877 âhirinde kaçırır ve tekrar Müslüman olur ümîdiyle babası tarafından evde hapsedilir. “Ertesi gün meşhûr cedelci Cemâleddîn yanında birkaç âlim ile birlikde getirildi ve Ahmed Fehmî’yle sekiz saat süren bir münâkaşaya giriştiler.”[18] Bana göre o târihlerde Kâhire’de “Cemâleddîn” nâmındaki “meşhûr cedelci” kesinlikle Efgânî’dir ve Ahmed Fehmî’nin vicdânını tazyîk teşebbüsüne iştirâk etmişdir. Sonunda ulemâ, İslâm’a dönmez ve kelime-i şehâdet getirmezse öldürüleceği husûsunda Fehmî’yi ikâz eder. Karakola götürüp Müslüman olduğuna dâir imzâ alırlar. Bilâhere hâdiseyi Şerîf Paşa ile tekrar görüşen İngiliz konsolosu Vivian, yapılanın Sultan Abdu’l-Azîz tarafından ilân edilen ve din hürriyetini teminât altına alan 1856 târihli Islahât Fermânı’na muğâyir olduğunu ısrârla ifâde eder. Şerîf Paşa prensipde buna muhâlif değildir fakat âile-içi mes’elelere karışmanın nâzik bir iş olduğuna dikkat çeker. Paşa, Fehmî’nin babasından oğlunun vicdân hürriyetine hürmet etmesini taleb edeceğini va’d eder.١٠
      Çoğu kez dînî müsâmahâyı telkîn etmiş olan Seyyid Cemâleddîn’in bu hâdiseye dahli biraz riyâkârcadır. Acaba bu sûretle Sünnî [orthodox] din adamlarının veyâ ulemânın hürmetini kazanmaya mı çalışdı? Yoksa bir Müslümanın tanassurunun Garb emperyalizmine bir nevî irfânî teslimiyet olduğunu mu düşündü? Başka bir yerde de ifâde etdiğim gibi Seyyid Cemâleddîn’in zihninde, hâricî bir tehdîtle karşı karşıya gelindiğinde ferdî hürriyetin mi yoksa yekvücûd bir tesânüdün mü fâideli olacağı noktasında gerginlik hâsıl oluyor.[19] Anlaşılan o ki, bu tanassur hâdisesinde yekvücûd tesânüdün faydalı olacağı mülâhazası gâlib geldi.

Mason ve Aktivist Efgânî

Seyyid Cemâleddîn 1877 başlarında İngiliz Mahfil-i A’zamı’nın bir şu’besi olan Kevkebu’ş-Şarq [Şarqın yıldızı] nâm mason mahfiline kaydolur. ١١ Bu gibi mason mahfilleri Mısır’a Avrupalı terakkîperver gruplar tarafından yıllarca evvel getirildi. Fakat bunların kapılarını Arabca konuşan yerli âzâlara açmaları ve perde arkasından siyâsetle meşgûl olmaları 1870’lere denk gelir. Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin pek çok şöhretli âzâsı Abdu’l-Halîm Paşa’yı١٢ gizlice destekliyorlardı. Abdu’l-Halîm Hidivlik hakkı için mücâdeleye girişince Hidiv İsmâ‘îl ile Osmanlı Sultânı’nın 1873’de vardığı bir anlaşmayla Hidivlik haqq-ı verâsetinden men’ edilmişdi. ١٣
Efgânî’nin Kevkebu’ş-Şarq’a intisâbı masonluğa ilk mürâcaâtı değildi. Mason olma arayışları 1875’de başlamışa benziyor. Bir İtalyan mahfiline de kabûl edildiği bilinmekle berâber burada faâl olduğuna dâir herhangi bir delil bulunmuyor. Seyyid Cemâleddîn 1878 Ocak’ında, âzâ sayısı 300 civârına çıkan ve safları arasında Suriye ve Lübnanlılar kadar Müslüman Mısırlı eşrâf ve münevverânın da bulunduğu Kâhire’deki Kevkebu’ş-Şarq mahfiline reîs intihâb edilir.[20] Efgânî’nin reîslik intihâbında bozguna uğratdığı kişiler Sûriyeli muhâfazakâr Hıristiyanlardı ve onlardan kimisine göre Efgânî biraz müstebîd ve disiplinsiz biriydi.
Seyyid Cemâleddîn’in mürîdi Edîb İshâq, Kevkebu’ş-Şarq’ı sonraları Fransız mahfili olarak tavsîf etmekle kafa karışıklığına sebeb olmuşdur.[21] İngilizlerin Mısır’ı işgalinden sonra bunları dile getiren İshâq açıkca yalan söylüyor. Çok sevgili şeyhinin İngiliz bağlantılı masonik bir teşkilâta müntesîb olduğu hakîkatini setretmeye çalışıyor. Böyle bir zamanda bu hakîkati dile getirmek onun anti-emperyalist şöhretini lekeleyebilirdi.١٤ Aslında Seyyid Cemâleddîn, İngiliz bağlantılı bir teşkilâtı anti-emperyalist gâyelerle kullanma ümîdine kapılmış görünüyor.
Seyyid Cemâleddîn, Suriye-Lübnanlı sürgün münevverlerle mason mahfillerinde te’sîs etdiği ilişkiler sâyesinde olsa gerek, Hüseyin Hûrî ile tanışır. O da Efgânî’yi (muhtemelen 1877 başlarında) Selîm Naqqâş ile tanıştırır. Naqqâş, ümîd dolu bir tiyatro yazarı olarak Mısır’a gelmiş, istiqbâli parlak bir gençdir. 1877 Temmuz’unda Mısr adlı gazeteyi çıkarmaya Selîm Naqqâş’ı teşvîk edenin Seyyid Cemâleddîn olduğu iddiâ edilir. Naqqâş’ın zâten bir muharrir, Beyrut’un da gazetecilik mesleğinde gelişmiş bir yer olduğu düşünülecek olursa Mısr’ı çıkarma fikrinin bizzat ona âit olması bana daha muhtemel gibi görünüyor. Mamafîh şu bir hakîkat ki Naqqâş ve sonraki mesâ‘i arkadaşı Edîb İshâq, bilâhere el-Ticâre gazetesi de dâhil olmak üzere, gazetelerinin neşri için lâzım gelen hükûmet izin ve anlaşmalarını te’mîn husûsunda Riyâz Paşa’yla irtibâtı olan Seyyid Cemâleddîn’e muhtâc kalmışlardır.
Seyyid Cemâleddîn’in Suriye-Lübnanlı mu‘akkiblerinden olan Selîm ‘Anhûrî, onun 1878’den i’tibâren yeni bir tarzda konuşmaya başladığını söyler. “Sıradan halkı konuşmalarına çekmeye başladı ve onlara, yani Mısırlılara, yüzyıllardır istibdâda boyun eğdiklerini söyledi... ısrarla atalarının büyüklüğünü gösteren Mısır’ın o kadîm âbidelerine dönüp bakmalarını ricâ etdi.”[22] Seyyid Cemâleddîn 1878’de insan sa‘âdetinin menba’ına dâir bir maqâle neşreder. Burada lâhûtî pâdişahlık fikrini şiddetle tenkîd edib pâdişahların tebaasının sa‘âdetini ne derece te’mîn etdiklerini ölçmeye yarayacak ve haqlarındaki hükmün ona göre verileceği bir miyâr tesbît etmeye çalışır.[23]
Efgânî’nin 1870’lerdeki çevresini tavsîf eden mürîd sadâkatinin, siyâsetde masonik terakkîperverliğin ve siyâsî gazeteciliğin imtizâcını, Edîb İshâq’ın ona yazdığı Aralık 1878 târihli iki mektubda görmek mümkündür. İshâq ilk mektûbunda Efgânî’ye karşı sonsuz sadâkat ve itâat va’dinde bulunuyor: “Ben esâreti tercih eden, âzâd kabul etmez bir köleyim.”[24] İshâq, Seyyid Cemâleddîn’e Efganistan’daki İngiliz müstemlekeciliği târihi ile ilgili maqâlesinin kalan kısmını soruyor. Maqâlenin bir kısmı evvelden dizilmiş idi ve eğer üçüncü kısmı da hazır olmuş olsaydı tab’ edilecekdi (Mısr’da tefrika edilen bu metni müstakil bir kitab olarak neşretmeye hazırlanıyordu). Daha sonra, hükûmete bağlı Gümrük Dâiresi’nin çok kârlı olacağını düşündüğü bütün matba‘a işlerini Mısr’a bağlayacak bir anlaşma için hâmîsi Riyâz Paşa ile nüfûzunu kullanmasını îmâ yollu teklîf ediyor. Ayrıca bir arkadaşına Dâhiliye Nezâreti’nde iş te’mîni husûsunda yardım etmesini istiyor. Düşdüğü bir notda da Riyâz Paşa’nın, şüphelendiğini ihsâs eder bir tarzda el-Ticâre gazetesini istediğini daha geçenlerde öğrendiğini söylüyor. İshâq, Efgânî’den hâmîsinin tereddüdlerini izâle etmesini istiyor. İlk mektubun üzerinden daha bir hafta geçmeden, 18 Aralık 1878’de Seyyid Cemâleddîn’e bir mektub daha gönderir.[25] Mektubunda Efgânî’nin diğer bir mahmîsi olan Suriye-Lübnanlı gazeteci Selîm ‘Anhûrî’nin son mektuplaşmalarındaki kibrinden şikâyetlenir. Seyyid Cemâleddîn’in Arabca’ya terceme edilen (Efganistan’la ilgili) maqâlesini henüz neşredemediği için de özür diler; tercemenin aceleye getirilmişe benzediğini not ederek sabır tavsiye eder. Edîb İshâq Efgânî’ye o yaz mürîdin mürşîdine hitâb etdiği gibi yazdığı çok resmî bir mektubda, insanlık hâdiminden husûsî bir himmet talebinde bulunmak üzere husûsî bir elçi gönderdiğini ifâde ediyor. Fakat bu talebin ne olduğunu söylemiyor. Mahrem siyâsî cem’iyyet havası bu kısa ve resmî mektubun her tarafına sinmiş durumda.[26]
Seyyid Cemâleddîn’in, ilk Arab ansiklopedisini çıkarma çalışmalarının başını çeken Beyrutlu meşhûr münevver Butrus Bustânî ile olan mektuplaşması, onun artan şöhretinin beynelmilel niteliğini gösteriyor. Bustânî, Seyyid Cemâleddîn’e yazdığı 30 Ocak 1879 târihli mektubunda, çıkardığı Ansiklopedi’nin üç cildini Selîm ‘Anhûrî ile gönderdiğini, kendisinden düşüncelerini beklediğini ve tahrîr hey’etinin ileride yazı almak husûsunda ona güvenmeye devâm edebileceğini ümîd etdiğini yazıyor.[27] (Efgânî ansiklopediye Bâbîlere dâir son derece mütecâviz ve tarafgîr bir madde yazmışdı. Üstelik bunu, mürîdlerinin mevzuyla ilgili kendi gazetelerinde çıkan yazılarından da anlaşılacağı üzere[28] Bâbî târihi ve aqîdes haqqında kendisi açısından çok iyi bir ma’lûmâta ve Bâbîlik hareketi haqqında da umûmen müsbet bir kanâate sâhip olmasına rağmen yaptı. Bundan çıkarılabilecek yegâne netîce, kendini sapık cereyânlardan ayrı göstermek için Bâbîleri kasden karaladığıdır.١٥) Seyyid Cemâleddîn, Nisan 1879 târihli Mısr’da neşredilmiş değerlendirmesinde, ansiklopediyi bilginin ve aklî tenevvürün [enlightenment] Şarqdaki intişârında bir işâret taşı, tahsîl ve terbiyedeki terakkîlerini başkalarına galebe çalmak için kullanan Garblıların tahakkümünden kurtuluşun mühim bir safhası olarak selâmlıyordu.[29]

Mahfilden ve Mısır’dan kovuluş

1879 kış ve baharında Mısır siyâseti gitdikçe büyüyen bir krize sahne oluyordu. Hidiv İsmâ‘îl, Avrupalı şirket ve hükûmetlerden yüksek miktarlarda borç alıp 1876’da ülkeyi batırması nedeniyle kendinden nefret etdirmişdi. Netîce, Mısır halkına yüklenmiş yüksek vergiler ve dayatılmış bir “Avrupa vekilliği” olmuşdu. Kabinesinde bir İngiliz ve bir Fransız temsilci bulunan bu vekilliğin vazîfesi, bütçeye nezâret etmek ve borçların fâizleriyle birlikde ödenmesini te’mîn etmekdi. Sıkı vergi tahsîli ve kabinenin gayr-i resmî müstemlekeciliği 1870’lerin âhirine denk gelir. Bu târihlerde Nil’in seviyesinin fevkalâde düşmesi, kuraklık ve kıtlığın had safhaya çıkması, umûmî iktisâdî çöküntü nüfûsu tehdît eder olmuşdu. Hükümrânlığın yabancılara böylesine peşkeş çekilmesi birçok Mısırlının vicdânını sızlatmış ve üstelik vergiler de düşmemiş, umûmî rahatsızlık artmışdı. İsmâ‘îl, 1879 başlarından i’tibâren etrâfını iyice kuşatan Avrupa vekilliğinden tedirgin olmaya başladı ve bir şekilde bunu başından def’ etmeye veyâ gücünü zayıflatmaya karar verdi. Bunun için de Osmanlı yanlısı Mısırlılar ve Mısır eşrâfıyla yeni bir ittifak kurması gerekiyordu. Şerîf Paşa gibi Osmanlı yanlısı Mısırlılar kabine hükûmeti ve Avrupalıların def‘i tarafdârıydılar. Mısır eşrâfı ise, desteklerinin karşılığı olarak, Temsilciler Meclisi’ne daha fazla iktidâr vermesi ve daha meşrûtî bir hükûmet biçimine doğru gitmesi husûsunda İsmâ‘îl’e ısrar ediyorlardı. İsmâ‘îl de bu gibi talepleri lafta kabûl eder ama hiçbir şey yapmazdı.[30]
Seyyid Cemâleddîn İsmâ‘îl ile büyük güçler arasındaki bu şiddetli entrika ve mücâdele atmosferinde, 1879 Şubat’ında, hayırlı hükûmete dâir Mısr’da bir maqâle neşreder. Maqâlesinde istibdâdın üç ana şeklini tesbît eder. Birincisi Moğollar ve Timurlenk gibi şâkîlerin kana susamış tîranlıklarıdır. İkincisi, müstebîdin zengin tarz-ı hayâtı için insanların vergi ödemeye icbâr edildiği zâlimâne istibdâddır; ortaçağ Avrupa devletlerini, pek çok ortadoğu devletini ve müstemlekeci muâsır Avrupalı devletleri bu sınıfa dâhil eder. İstibdâdın üçüncü nev‘i ise münevver veyâ “kerîm” istibdâddır ki bunun da birtakım şekilleri vardır. Münevver müstebîd “terakkî edelim” demekden gayrı bir şey yapamayabilir, kendini bu husûsda hakîkaten âciz görebilir. Veyâ fabrikalar ve mektebler açmak gibi iyi ve ârifâne fikirleri olduğu halde zamanla bu müesseseleri desteklemeyi ihmâl eder. Seyyid Cemâleddîn bu münevver veyâ “kerîm” istibdâdın üçüncü nev‘ini, yani teknokratik mahâretle muttasıf, mektebler ve fabrikalar açmaya muvaffâq ve bunları uzun vâdede inkişâf etdirmeye muktedîr olanını müdâfaa eder.[31] Efgânî İsmâ‘îl’i muhtemelen beceriksiz müstebîd sınıfına dâhil ediyor ve daha becerikli, teknokratik bir Hidiv çağrısında bulunuyordu. Anlaşılan onun bu mes’eledeki namzedi İsmâ‘îl’in oğlu Tevfîk idi. İddiâya göre Tevfîk, Kevkebu’ş-Şarq mason mahfiline girmeye çalışmış (böylesine koyu Abdu’l-Halîm tarafdârı bir mahfile mürâcaatının kabûl edilmiş olması mümkün değildir١٦).[32] Fakat yazı öylesine mübhem ki hem İsmâ‘îl hem de İsmâ‘îl’in rakîbi Abdu’l-Halîm Paşa tarafdârlarından takdîr görmüş olabilir.
Suez’den Yahya Kadrî 21 Şubat 1879’da Seyyid Cemâleddîn’e, ona olan merbûtiyetini ve ondan “hikmetli sözler” (el-kelimâtü’l-hikemiyye) duymak amaçlı görüşme arzûsunu dile getiren bir mektub yazar.[33] Mısr’da neşredilen “Müstebîd Hükûmet”le ilgili maqâlesini kardeşleriyle okuduklarını ve bundan ne kadar memnûn kaldıklarını ifâde eder. “Ondan sonradır ki ‘söz sihirdir’ sözüne inanır olduk.” der. Mektub şöyle devâm ediyor: “Maqâleniz insanda mevcut ahvâle karşı nefret uyandıran ve bu ahvâli kabullenmeyi sıkıntı verici kılan, istikbâle dâir insana hüzün veren pasajlar ihtivâ ediyor.” Kadrî Seyyid Cemâleddîn’e bunun gibi daha nice konuşma fırsatları verilmesi ve bunların hayırlara vesîle olması için duâ eder. Kadrî, maqâlede açıkça Hidiv İsmâ‘îl’in beceriksiz bir müstebîd olarak takbîh edildiğini görmüş ve Efgânî’nin daha becerikli bir idâreci talebine memnûniyetle iştirâk etmişdir. Maqâlenin uslûbu, siyâkından sarf-ı nazar, biraz ihtiyâtlı ve mülâyim olmasına rağmen Kadrî’nin onu mevcûd durumun esaslı bir tenkîdi olarak okuması câlib-i dikkatdir.
Hidiv İsmâ‘îl 1879 Mart sonu ile Nisan başlarında, Avrupalıların hey’et-i vükelâ üzerindeki artan boğucu hâkimiyetlerine son verme mücâdelesinde Mısır eşrâfının da desteğini almanın bir ön şartı olarak onların daha bir istişârî hükûmet taleplerine râzı olur. Mısır şeyhu’l-meşâyihi Şeyh Ali el-Bekrî (vefât 1880), Mısır eşrâfının “meşrûtî idâre sözünü tutacağına dâir Hidiv’e Kur’ân[-ı Kerîm] üzerine yemin etdirdiklerini ve eğer va’dinde durmayacak olursa onu azledeceklerine dâir kendilerinin de yemin etdiklerini ve bunda kararlı olduklarını” bildiriyordu.[34] Hidiv 7 Nisan’da, Avrupa muhâlifi Şerîf Paşa riyâsetinde, tamâmiyle gayr-ı Avrupâî bir meclis-i vükelâ te’sîs etdi. Şerîf Paşa, bir nev’î istişârî hükûmet biçimi olan “lordlar kamarası” fikrine gitdikce daha da yakınlaşmışdı. Şerîf Paşa tam bu noktada, kendisinin Osmanlı yanlısı Mısır elitizmine rağmen, Mısır eşrâfıyla ittifâk kurabilir durumdaydı. Mısır eşrâfı daha ziyâde Mısır’ın işlerine karışan büyük devletlere karşı müşterek bir cephe esâsına göre kurulacak ve avam kamarası gibi çalışacak muktedîr bir meclis-i murahhas taleb ediyordu. Seyyid Cemâlddîn’in Avrupalılarla ilişkileri daha da bir koyulaşan eski hâmisi Riyâz Paşa sürgüne gönderilmişdi. Cemâleddîn, hâmisini yitirmekden dolayı telâşa düşmüş ve Kâhire’yi artık terk etmek gerekdiğini düşünmüş olmalı. Nitekim İstanbul’a dönmenin münâsib olup olmadığını oradaki eski dostlarına sorduğuna dâir bâzı deliller var. 26 Nisan 1879’da İstanbul’dan ‘Abdu’r-Resûl Keşmîrî Efgânî’ye bir mektub yazar. Keşmîrî, İstanbul’a dönüşünün memnûniyetle karşılanacağını, Münîf Efendi (ma‘ârif nâzırı) ve Hüseyin Efendi (aynı nâzırlıkda vazîfeli) gibi hâmîlerin yüksek mevkî’ler işgâl etdiklerini dolayısıyla da kendisini himâye edeceklerini te’mîn eder. Efgânî’nin bütün dostlarının “devlet tarafından istihdâm edildiğini”, ona muhâlefet edenlerinse “lâyıkını bulduğunu” yazar.[35]
Nihâyetinde Efgânî Şerîf Paşa’ya biât eder. Demokrasi ve parlamenter idâre Seyyid Cemâleddîn’in hayâtının kâhir ekseriyeti boyunca siyâsî programının öyle temel bir parçası olmamış, demokrasiye pek az ehemmiyet atfetmiş, parlamenter idâreyi de nâdiren desteklemişdir. Bununla birlikde 1879 baharında gerçekleşen Şerîf Paşa, yeni yeni parlayan meşrûtiyetçiler ve Hidiv İsmâ‘îl ittifâkı, Efgânî’yi Müslüman ülkelerdeki idârelerin esaslarıyla ilgili mu’tâd îkâzlarını bir kenara bırakmaya sevk etdi. Evrâkı arasında Hidiv’e hitâben yazılmış, (“medeniyetin esâsı” dediği) meclis-i murahhası toplamış ve “ümmete karşı tamâmiyle mes’ûl” kılmış olmasından dolayı ona teşekkür eden târihsiz bir mektub müsveddesi bulundu. Efgânî muhtemelen, meclis-i murahhas tarafından Hidiv’e verilmek niyyetiyle yazılan bu tezkerenin müsveddesinin çıkarılmasına yardımcı oldu. Efgânî parlamenter (şûraviyye) idâreyi ilk kez 1879 Mayıs’ında alenen ve güçlü bir şekilde müdâfaa etdi.[36] Fakat bu tercihini pek çok talebesinden, husûsiyle de Suriyeli Hıristiyan talebelerinden ve hatta parlamenter idâreyi desteklemeye, en azından sözde öyle görünmeye başlayan tarîkat şeyhi Şeyh el-Bekrî gibi muhâfazakâr Müslümanlardan çok sonraları ifâde edebildi.
İsmâ‘îl’in Mısır meclisinden ihrâç etdiği Avrupalı güçler, yeni meşrûtiyetçiliğin, alacaklarını ve Mısır’daki büyük yatırımlarını tehlikeye düşüreceği endîşesine kapıldılar. Yabancıların meclisden ihrâcı, başlatdıkları gayr-i resmî müstemlekeciliğin de tersine dönmesi ma’nâsına geliyordu. İsmâ‘îl’in devâm eden kendi iktidâr mücâdelesini örtmek gâyesiyle parlamenter ve meşrûtiyetci edebiyâtdan bencilce meded umması, müttefiklerini de kendisinden soğutdu. Şerîf Paşa 6 Haziran’da Avrupalılara İsmâ‘îl’in tahtdan indirilmesine i’tirâz etmeyeceğini bildirdi. Tevfîk ise 11 Haziran’da Avrupalı konsoloslara “i’timâd edilmez” dediği babasının halefi olarak kendisini tavsiye ediyordu.[37] İsmâ‘îl’in günlerinin artık sayılı olduğu Haziran’da iyice anlaşılınca mason mahfillerinde Tevfîk destekcileriyle Abdu’l-Halîm tarafdârları arasındaki tansiyon yükseldi. Efgânî sonraları, kendisinin Tevfîk tarafdârlarından olduğunu, Kevkebu’ş-Şarq mahfilindeki düşmanlarının da Abdu’l-Halîm tarafdârı olduklarını iddiâ etmişdir. Böyle bir münâza‘anın varlığı doğru gibi görünse de Seyyid Cemâleddîn’in sonradan telqîn etdiği gibi hayâtî bir ehemmiyeti yokdu.
Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin Suriyeli-Lübnanlı bir gruba mensub evvelki reîsleri, lûtfedib Mısırlıların mahfil âzâlığına râzı olmuş ve Seyyid Cemâleddîn’in reîs seçilmesine cömertce muvâfakât etmiş kişiler olarak kendilerini açıkça mahfilin en kıdemlileri saymaya devam etdiler. Fakat çok az sosyalleşmiş Mısırlı âzâlardan bazen sâdır olan patavatsızlıklara, asıl olarak da Efgânî’nin reîsliğine şüpheyle bakıyorlardı. Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin âzâsı ve eski reîsi olan Niqula Sakrauj, o sıralar mahfil reîsi olan Seyyid Cemâleddîn’e târihsiz bir mektub yazar. Mektubda Avrupalı masonların, Şarqlıların dûçâr oldukları zilleti ve hürriyete ne kadar çok muhtâç olduklarını farketdiklerinde onları esâretden kurtarmak gâyesiyle Şarq’da mason mahfilleri te’sîsine zaman ve para harcamaya başladıklarını anlatıyor. Sakrauj, bâzı âzâların reforma olan sadâkatsizlikleri sebebiyle âidatlarını ödeme husûsunda gösterdikleri gevşekliğe veyâ hiç ödememelerine rağmen iki yıldır işlerin iyi gitdiğini söylüyor. Fakat “geçenlerde fevkalâde rahatsız edici hâdiselere şâhid olduk. Bu Arab mahfilinin [Kevkebu’ş-Şarq’ın] âzâlarından biri, paraya olan tamâ’ından dolayı yabancılara mahrem şeyler ifşâ etmiş.” diyor. Sakrauj hâdiseyle ilgili nefretini dile getirerek mücrim haqqında îcâb edenin yapılmasını taleb ediyor.[38] İki yıldır (1877’den beri) işlerin iyi gitdiği şeklindeki ifâde, mahfile Mısırlı âzâların kabûlünün o sıralar –takrîben Efgânî’nin mahfile girdiği zamanlar– başladığını ihsâs etdiriyor.
Sakrauj 15 Mayıs 1879 târihli mektubunda, mahfilin Muski ve Şam’daki yangın felâketinin mağdurları için sâdece 300 frank bağışlamayı kararlaşdırmışken gazetelerde bu miktârın 600 frank olacağının duyurulmuş olması karşısında duyduğu endîşeyi dile getiriyor.[39] Haznedârın kararlaştırılmış miktardan daha fazlasını ödememesi ve Mısr ile Mir’atu’ş-Şarq gazetelerinden tashîh talep edilmesi husûslarında ısrâr ediyor. Sakrauj bu hatâyı Mir’atu’ş-Şarq’ın işlemiş olmasını daha bir vahîm buluyor, çünki bu gazetenin editörü mahfilin bağış kararını aldığı toplantıda hazır bulunuyordu! (Gazetenin o zamanki editörü Mısırlı bir münevver ve Efgânî mürîdi olan İbrahim Lekkânî idi). Sakrauj’un şikâyetlenmelerinin arkasında gizli bir gündem olabileceği gibi bunlar, Kevkebu’ş-Şarq mahfilinde yaşanan İsmâ‘îl’in yerine Tevfîk’in mi yoksa Abdu’l-Halîm’in mi geçmesi gerektiğiyle ilgili bölünmenin alâmetleri de olabilir.
Seyyid Cemâleddîn kimi zaman, yeni Fransız sefîri Tricou ile görüşdüğünü ve bu görüşmelerde kendisini ülkeyi sâdece Tevfîk’in reforme edebileceğini düşünen büyük bir reformist grubun, hizbu’l-vatanînin reîsi olarak takdîm etdiğini iddiâ etmişdir. Bu görüşme muhtemelen Haziran’da gerçekleşdi.[40] İsmâ‘îl’in tahtan çekilmesi için yapılan tazyiklere güçlü bir şekilde mukâvemet etmesi, Avrupalıları onu azletmesi için II. Abdu’l-Hamîd’e mürâcaât etmeye sevk etdi. Yeni Hidiv’in Abdu’l-Halîm mi yoksa Tevfîk mi olacağı son âna kadar belli değildi. Fransız sefîri 24 Haziran’da, ertesi gün İsmâ‘îl’in tahtdan indirilib yerine Abdu’l-Halîm’in geçirileceği ve Abdu’l-Halîm’in o hafta boyunca her gün Sultanla görüşdüğü yolunda haberler aldı. Avrupalılar Sultana acele etmesi için toplu halde tazyik etmeye başladılar. Şerîf Paşa 26 Haziran’da İsmâ‘îl’e tahtdan indirildiğini ve yerine Tevfîk’in yeni Hidiv olarak atandığını bildiren Osmanlı hükümdârının telgrafını okudu.[41] Böylece Abdu’l-Hamîd, Mısır Hidivlerine 1873’de bahşedilen١٧ ve Abdu’l-Halîm’i kesin olarak Hidivlikden mahrûm eden ekberiyet (ekber olanın tahta çıkması) hakkını tasdîk etmiş oldu. Fakat haddizâtında ekberiyet hakkıyla ilgili ihtilâfın Kevkebu’ş-Şarq mahfilini ciddî olarak böldüğüne dâir herhangi bir delil bulunmamaktadır. Efgânî bütün bu siyâsî kriz boyunca ve mes’ele Tevfîk’in lehine neticelendikden sonra da tam bir hafta daha mahfil reîsliğine devâm etmişdir.
Öyle anlaşılıyor ki Seyyid Cemâleddîn, Tevfîk’in tahta çıkışını kendisinin desteklediğini bilmesini istiyordu. Edîb İshâq, Mısr’ın 27 Haziran târihli nüshasında, Efgânî’nin Tevfîk nâmına Tricou’ya gerçekleşdirdiği ziyâreti anlatan bir yazı neşreder.[42] Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin Suriye-Lübnanlı kıdemli âzâları, mahfillerinin reîsi olan Efgânî’nin Mısır siyâsetine böylesine açıkca karışmış olmasından bütün bütün telâşa düşerler. Mahfilin bütün âzâlarının reîsleriyle aynı kefeye konmak, hatta masonların Fransızlarla işbirliği yapıb Tevfîk’i Mısır’a dayatdıklarını yayan komplo nazariyelerinin ortalığa düşmesi tehlikesi zuhûr eder. Niqula Sakrauj ve Kâhire’deki diğer birtakım mason liderler, Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin reîsi olarak Seyyid Cemâleddîn’e hitâben 1 Temmuz 1879’da bir mektup yazarlar. Mektubda Efgânî’yi, mahfilin mahvına ve âzâlarının maddî ve hatta bedenî zarârına sebeb olabilecek, grup tüzüğünü ihlâl eden ve grup âhengini bozan “müstebîd” liderliği ve siyâsî mes’elelere karışmakdaki aceleciliği nedeniyle tek tek şiddetle takbih ederler.[43] Mektubda, masonlara danışmaksızın 27 Haziran târihli Mısr gazetesinde neşredilen yazının da bilhassa tahribkâr olduğu ifâde edilir. Bu sebeble teşkilâtın an’anevî reîsleri, en yüksek masonik otoritelere danışılana kadar, Seyyid Cemâleddîn’in yeni bir mahfil açma veya bununla alâkalı başka herhangi bir tasarrufda bulunma hakkını iptal ederler.
Bu karâra karşılık Seyyid Cemâleddîn ve üçyüz âzâlı mahfilin yaklaşık kırk âzâsı istifâ eder. Bunların daha sonra başka bir mahfile girdiklerine dâir herhangi bir delil yok, fakat bir grup olarak buluşmaya devam etmiş olmalılar. Efgânî’yi sonuna kadar ta’kib eden bu kırk kişi veyâ bunca adam daha çok Mısırlı Müslümanlardı ve evvelemirde bunları mahfile kaydeden de muhtemelen Efgânî’nin kendisiydi. Aşağıda da görüleceği üzere Seyyid Cemâleddîn polis sorgusu esnâsında verdiği cevablarda, Kevkebu’ş-Şarq mahfilinde bölünme sırasında aşağı-yukarı sâdece beş Mısırlının kaldığını ifâde etmişdir. Kezâ bölünmenin esas olarak kendisi ve Mısırlı mu‘akkiblerinin Tevfîk’e mütemâil, diğer âzâların, husûsiyle Suriye-Lübnanlı eski grubun ise Abdu’l-Halîm’e tarafdâr olmalarından kaynaklandığını iddiâ etmişdir. Fakat Niqula Sakrauj’un Efgânî Dosyası’nda mevcûd mektubları bu iddiâları tasdîk etmiyor. Sakrauj Tevfîk–Abdu’l-Halîm ihtilâfından îmâ yollu dahî olsun bahsetmez. Dahası 1 Temmuz 1879 i’tibâriyle, mevzu-i bahs bölünme kesin olarak gerçekleşdiğinde, Tevfîk büyük devletlerin desteğiyle tahta çıkmışdı bile; bu emr-i vâki karşısında Abdu’l-Halîm mes’elesinin mahfil âzâlarına hâlâ rahatsızlık vermeye devam etmiş olması garibdir. Münâkaşanın asıl sadedi öyle görünüyor ki Seyyid Cemâleddîn’in keyfî bir şekilde mahfil nâmına ve mahfil kararlarına muğâyir hareket etmeye başlaması ve hükümdârı devirmek amacıyla bir Fransız sefîriyle olan mahrem görüşmesini gazetelerde i’lân etmek! gibi siyâsî karışıklıklara âşikâre dâhil olmasıdır. Mahfilin Suriye-Lübnanlı kıdemli âzâları bütün bunları, husûsiyle mahfili açıkca politize olma ve hatta belki de Mısır’daki hizpçi siyâsetin içine sürüklenme tehdîdiyle karşı karşıya bırakdığı ve dolayısıyla da mahrem ve terakkîperver bir teşkilât olma vasfına halel getirdiği için kabûl edilemez buluyorlardı. Seyyid Cemâleddîn’in bölünmeyle ilgili anlatdığı son hikâye mahfil reîsliğinden teklifsizce tard edildiği hakîkatini gizleme, mu‘ârızlarına Abdu’l-Halîm tarafdârı diyerek siyâseten zarar verme ve kendisini Tevfîk da’vâsının kurbânı gibi gösterme avantajlarını sağlıyordu. Diğer yandan Efgânî’nin Sakraujla olan münâkaşalarından herhangi birinin –kimilerinin iddiâ etdiği gibi– Efgânî’nin ilhâd ile ittihâm edilmiş olmasıyla alâkalı olduğuna dâir ne Masonik evrâk arasında ne de Efgânî’nin kendi ifâdelerinde herhangi bir emâre yok; bu iddiâ tamâmen hilâf-ı hakîkat gibi görünüyor.[44]
Seyyid Cemâleddîn Kevkebu’ş-Şarq’dan kovuldukdan sonra da yeni ve daha açık bir siyâsî kariyer arayışından vazgeçmedi. Kezâ mu‘akkiplerinden gazete müdîri olanları da cesâretli olmaya teşvîk etdiği anlaşılıyor. Evrâkı arasında Ali Cevdet’in başkanlığını yapdığı Neşriyât Dâiresi’nin 17 Temmuz târihli resmî bir kınama yazısı bulunuyor. İhtimâl ki bu yazı gazetenin sâhiblerine ve müdîri İbrahim Lekkânî’ye gönderildi. Lekkânî de onu Seyyid Cemâleddîn’e vermiş olmalı. Yazıda Mir’atu’ş-Şarq gazetesinin üç gün evvelki nüshasında kendisini ilgilendirmeyen ve vazîfesiyle alâkasız mes’elelere daldığı kaydediliyor.[45] Gazete, şiddetli bir şekilde hükûmeti ittihâm ve nâzırları tenkîd ederken affedilmez derecede kaba bir uslûb kullanmış. Netîce, hükûmet idâresini müzâkere veyâ hükûmet memurlarını tenkîd etmek veyâ şahsiyyet tartışması yapmak yasak olduğundan gazetenin neşri bir aylığına askıya alınır. Hatta kendilerine hakâret edildiğini düşünen bâzı memurlar Neşriyât Dâiresi’den neşriyât yoluyla iftirâya uğradıklarını hükme bağlamasını talep etdiler; gazetenin sâhibine de da’vâcılarıyla yüzleşmediği takdirde gazetesinin dâimî olarak kapatılacağı bilgisi verildi. Bu kınamanın Seyyid Cemâleddîn’in evrâkı arasında bulunması, Lekkânî’nin gazetenin neşir siyâsetini tesbît ederken Efgânîyle yakın temasda olduğu intibâ’ını veriyor. İşte Sakrauj ve diğerlerinin o kadar korkması ve Efgânî’yi Kevkebu’ş-Şarq reîsliğinden almaları, onun siyâsete bu tarzda girmiş olmasıdır.١٨
Kâhire’deki bütün menfîliklere rağmen İskenderiye’de işler yolunda gidiyordu. Selîm Naqqâş 2 Ağustos 1879’da üstâdına rûhen değil fakat sâdece bedenen uzak olduğunu yazıyordu.[46] Edîb İshâq’ın Tanta’ya gitdiğini ve gelecek Pazartesi geri döneceğini söylüyor. “Şeyh Muhammed ‘Abduh bizi ziyârete geldi. Ondan sana mektup yazmasını ve şaşılacak derecede terakkî eden İskenderiye’deki mahfil haqqında seni bilgilendirmesini istedim. Bu mes’elede seninle tafsilâtlı bir şekilde yazışacak. Hiç şübhem yok ki memnûn kalacaksın. Beni aslâ unutmamanı, her zaman hatırlamanı dilerim.” Naqqâş, yığılan işler sebebiyle geri dönmek zorunda kaldığını yazıyor. Abaza Süleyman Paşa, Seyyid Cemâleddîn’i Abdu’s-Selâm Bey (Müveylihî) ile birlikde Şarqiyye’ye dâvet etmek üzere Kâhire’ye doğru yola çıkmış. Naqqâş, Efgânî’yle orada buluşup görüşebilmek için seyahâtin ne zaman gerçekleşeceğini bilmek istiyor. “Bey’e Râgıb Paşa mes’elesini hatırlat, husûsiyle de müzmin para ihtiyâcımızı. Hakkımızda birçok iddiâ var. Acaba elindekilerle bize bir lütûfda bulunamaz mı? Her hâl u kârda kendisine minettârız.” Naqqâş öfkeli bir şekilde “bâzıları bizi paraları zimmete geçirmekle ittihâm etdi. Hiç duyulmuş şey mi?” diyor. Mektub Seyyid Cemâleddîn’in “yüce emirleri”ni istidâ’yla bitiyor.
Seyyid Cemâleddîn’in o yazki vaz’iyyeti Tevfîk’in nazarında, Efgânî farkında olmadan, gitdikçe mahzûrlu bir hâle geliyordu. Şerîf Paşa kabînesi ve teşekkül hâlindeki Mısır parlamentosu tarafından kuşatılan Tevfîk, tahta çıkdığına pişmân olmaya başlamışdı. Öyle anlaşılıyor ki Tevfîk, iktidârına getirilen bu tahdidlerden kurtulmanın yegâne yolunun İngiliz ve Fransızlarla ittifâk kurmakdan ve Avrupa kabînesini geri getirmekden gecdiğini düşündü. Böyle bir hareket Mısır’ın kendi bütçesi üzerindeki bâzı hükümranlık haklarından kayıtsız şartsız ferâgat etmesini îcâb etdirecekdi; fakat aynı zamanda Mısırlı meşrûtiyetçilerin 1879 baharında elde etdikleri kimi cüz’î kazançların iptâli fırsatı da doğacakdı. Efgânî tarafdârları Avrupalı güçlerin bir Mısır anayasası te’lîfine müsâmahasızca muhâlefet etdiklerini iddiâ ediyorlardı. Avrupalılar, bütçe idâresini seçilmiş bir temsilciler meclisine verecek böyle bir anayasanın ülkede mâli disiplinin te’sîsini (ya’ni borçların fâizleriyle birlikde ödenmesini) imkânsızlaştıracağına kâniydiler. Bu yüzden de herşeye bir son vermesi için Tevfîk’e tazyikde bulundular.[47] 1879 Ağustos’unun başlarında Tevfîk, meşrûtî düzen ısrarları sebebiyle Şerîf Paşa kabînesinin istifâsını istedi ve müstebîd, Avrupa yanlısı Riyâz Paşa’yı geri getirmekden söz etmeye başladı. Keskin anti-emperyalizmi, çevresi ve kendisinin meşrûtî hukûmete verdikleri destek Seyyid Cemâleddîn’i şiddetli bir sıkıntı kaynağı hâline getirdi. Efgânî, bir Avrupalı kaynağın bildirdiğine göre o sıralarda el-Huseyn Câmiî’nde 4.000 kişilik bir topluluğa, İngilizlerin Mısır’daki maksatlarını taqbîh eden bir nutuq çekdi.[48] Harb nâzırı Osman Rıfkı Paşa, anlaşıldığı kadarıyla kısmen kendisini Şerîf Paşa’nın kabînesinden çıkarmaya çalışdığına inandığı için, Seyyid Cemâleddîn’i siyâseten mahfetmeye husûsiyle hevesliydi.[49] Seyyid Cemâleddîn 20 Ağustos’da bir İngiliz gazeteciye verdiği mülâkatda “Mısır Mısırlılarındır!” iddiâsını müdâfaa ve eski Avrupa vekilliğini dobra-dobra takbîh eder, kezâ ortaya çıkan “yerli görüş”e siyâsî beyân hakkı verilmesinde de ısrar eder.[50] Ağustos’da, Şerîf Paşa hükûmetinin düşüşünden hemen sonra yapdığı halka açık konuşmalarda da aynı hissiyâtını ifâde etmiş olmalı.
Tevfîk, 21 Ağustos’da, Seyyid Cemâleddîn’in Dîn u devlete tehdîd teşkîl eden gençlerden müteşekkil mahrem bir cem’iyyet te’sîs etmek sebebiyle tevkîf edildiğini i’lân etdi. İbrahim Lekkânî hâriç, Efgânî’nin matbû‘atda yüksek mevkî sâhibi bütün mu‘akkibleri haberi vermeye râzı oldular. Lekkânî bu haberi Mir’atu’ş-Şarq’da neşretmeyi reddedib gazetesi bu nedenle altı aylığına ta’tîl edilince, daha fazla ittihâma ma’rûz kalma tehdîdi karşısında gazeteyi büsbütün feshetdi.[51]
Seyyid Cemâleddîn 23 Ağustos 1879’da Mısır Polisi tarafından uzun uzadıya sorguya çekilir. Sorguda Abdu’l-Halîm’i Hidiv olarak tahta geçirmek için beraberce komplo kurduklarını iddiâ etdiği beş kişinin adını zikreder. Bunlar Dr. Rusu Bey, İngiliz konsolos muâvini Raphael Borg, konsolosluk tercümânının kardeşi Niqula Sakrauj ve es-Sikka el-Cedîde’de tüccarlık yapan Yusuf Hûri’dir.
Kazancının sorulması üzerine Mısır hükûmet hazînesinden (ruznamce) yıllık 140 £E [Mısır poundu] aldığını söyler; ki bu da aylık olarak 10 £E’nin biraz üzerinde bir meblâğa tekâbül eder. Efgânî verdiği ifâdede bir sene kalmak istediği Fransa’ya gitmek için Hidiv Tevfîk’den yardım talep etdiğini söylüyor. Fransa’dan İstanbul’a, Batum’a, Tiflis’e ve sonra da İran’a gitmek, ardından da “memleketi Efganistan”a dönmek niyetindedir. Efgânî evinde altı veya yediyüz civârında kitabı olduğunu ileri sürüyor.
“Kezâ Şeyh Cemâl, Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin İngiltere’nin Mısır Konsolosu Mr. Rogers, mekteblerde lisân müfettişliği yapan Laha (?), İngiliz konsolos muâvini Mr. Borg, konsolosluk tercümânının kardeşi Niqula Sakrauj ve Dr. Rusu Bey tarafından nasıl kurulduğunu da anlatdı. Bu durum, Mısır’da bulunduklarından beri Abdu’l-Halîm Paşa’yla birlik olmuş kişilerin ma’lûmuydu.” Seyyid Cemâleddîn verdiği ifâdede, Abdu’l-Halîm yurt dışına (İstanbul’a) seyahâte çıktığında kendisinin hâlâ mahfilin reîsi olduğunu ve reîsliğinin 1296’ya (1878-1879) kadar sürdüğünü, Raphael Borg’un da Abdu’l-Halîm’in vekîli olduğunu belirtir. Ondan sonra mahfilde muhâlefet başgösterir ve Seyyid Cemâleddîn Tevfîk’in tahta çıkışının desteklenmesi gerekdiği fikrini benimser. Diğerleriyse, ki bunlar Suriyeli bir grup ile yukarıda zikredilen şahıslardır, Abdu’l-Halîm’i desteklemek isterler.
Seyyid Cemâleddîn ile yerlici [nativist] grup söz konusu şahısların muhâlefetini görünce mahfilden istifâ ederler. Bunlar takrîben kırk kişiydiler. Mısırlı yerlilerden (eski mahfilde) kalan yegâne kişiler Muhammed Zeki Muhammed Zülfikâr Paşa, hazîne kâtibi Muhammed Yusuf Efendi ve üçüncüsü Şerî‘at mahkemesi kâtiblerinden Şeyh Ahmed Zerkânî idi. Sözü edilen mücâdele, Tevfîk’i babasının halefi olarak destekleyen yerlici gruba mensup Mısırlı yerliler ile Abdu’l-Halîm’e arka çıkmaya devam eden ve hayli zamandır onunla birlikde olan, adları polis sorgusunun başlarında zikredilen şahısların da dâhil olduğu Sûriyeliler arasındaki mücâdeledir.[52]
Yukarıda da ifâde etdiğim gibi, Seyyid Cemâleddîn’in Kevkebu’ş-Şarq mahfilinde vukû’ bulan Abdu’l-Halîm tarafdârı Suriye-Lübnanlılarla Tevfîk tarafdârı Mısırlılar arasındaki bölünme ve netîceleriyle ilgili tasvîri mübâlağalı görünse de ana hataları i’tibâriyle doğru olabilir. Bu mes’ele, mahfilin en gözde devresini yaşadığı ve Tevfîk’in tahta çıkışından sonra, Efgânî’nin devâm eden reisliği de dâhil olmak üzere, herşeyin yolunda göründüğü 1879 Haziran’ında mahfilin ittihâdını bozacak bir mes’ele değildi. Seyyid Cemâleddîn, Mısır’dan tardedildiği 26 Ağustos 1879’da Hidiv Tevfîk’e bir not yazarak evindeki bütün kitabların ve şahsî eşyâsının geciktirilmeden Buşire limanı tüccarı Hacı Abdu’l-Sakhi Sakr vâsıtasıyla Seyyid Cemâleddîn el-Hüseynî nâmına gönderilmesini talep eder.[53]

Netîce-i Kelâm

Seyyid Cemâleddîn 1871-77 arasında ekseriyâ, bozuk aqîdesine [heterodoxy] ve belki de kendine mahsûs pozitivizmine rağmen, kararlı bir anti-emperyalizmle mezc olunmuş, esas i’tibâriyle i’tizârlı [apologetic] ve tecdidci bir Müslüman retoriği kullandı. Müslüman bir filozof ve İslâm’ın akliyyeci [rationalist] mîrâsının muallimi olarak tanındı ve böylece Kâhire’de Muhammed Ekrem el-Efgânî’nin halefi oldu. Bu devirdeki talebelerinin kâhir ekseriyeti Müslüman Mısırlılardı. Hatta tanassur etmiş Mısırlı bir gencin cebren geri çevrilmesi çabalarında rol almakla Garba karşı beynelmilel Müslüman tesânüdünün lüzûmuna olan inancını âile ve cemaât ölçeğinde de olsa icrâ etdi. Müslümanların istikbâliyle ilgili 1877 târihli risâlesi husûsiyle İslâm reformunu haklılaştırmaya mâtuftu ve, Avrupa müstemlekeciliğine karşı Merakeş’ten Hindistan’a Müslümanların büyüyen ittihâdından bahseden sözlerinde olduğu gibi, sonraki pan-islâmik düşüncelerinin nüvelerini ihtivâ ediyordu. Onun içindir ki Nikki Keddie’nin bir nesil evvel dile getirdiği Efgânî’nin pan-islâmik düşüncelerini Mısır’da mı yoksa buradan kovuldukdan sonra, 1880’lerin evâilinde mi tervîc etdiğiyle ilgili suâlin cevâbını artık verebiliriz. Bu fikirler Mısır devrine âit neşredilmemiş bir maqâlesinde mevcûddur.
Seyyid Cemâleddîn 1877’de Kevkebu’ş-Şarq mahfiline intisâb etmekle siyâsî tarafdâr yelpazesini de çeşitlendirmiş oldu. Öyle ki bunların arasında Suriye-Lübnanlı bir cemaâtden de pek çok mason vardı. Bu cemaât ekseriyâ Avrupa pasaportu taşıyan muhâcirlerden mürekkebdi ve Mısır’da masonlukla olan ihtilâtları, Mısırlı masonlarınkinden daha eskilere dayanıyordu. Suriye-Lübnanlı muharrir ve gazetecilerden husûsiyle Edîb İshâq ve Selîm Naqqâş Efgânî’nin sâdık birer peykiydiler.١٩ Efgânî 1877’ye kadar bu gruba verdiği mesajda Garba karşı Şarqlı tesânüdünü ve Avrupâî efkâr ve ulûmun benimsenmesi lüzûmunu öne çıkarmışken, fikirlerindeki husûsiyle İslâmî muhtevâyı arka plana itmişdir.
Her ne kadar Kevkebu’ş-Şarq mahfili Abdu’l-Halîm ve Tevfîk’i desteklemek husûsunda gerçekden bölünmüş olsa da bu mes’ele Efgânî’nin 1 Temmuz 1879’da mahfil reîsliğinden düşürülmesinin asıl sebebini teşkîl etmiş görünmüyor. Hakîkat hülâsaten şu ki, Kevkebu’ş-Şarq mahfilinin kıdemli Suriye-Lübnanlı eliti, reîslik selâhiyyetlerini sürekli tecâvüz eden ve Mısır’ın hizibci siyâsetine fevkalâde açık bir şekilde dâhil olan Seyyid Cemâleddîn’i reîslikden tard etdiler. Kendisine atfedilen Ulu Mimâr’a٢٠ inançsızlığı da, vesîkaların gösterdiği kadarıyla, bölünmenin sebebi değildi.
Müverrihlerin Seyyid Cemâleddîn’e bu devirdeki muhtelif ictimâ‘î ve siyâsî hareketleri teşvîki sebebiyle hak etdiğinden daha fazla ehemmiyet atfetme temâyülünde olduklarını düşünüyorum. Keddie bir nesil evvel bile bu kahraman-perestlik hâlinden mâhirâne bir şekilde sakınabilmişdi. Müdâhanekâr sûfi tarzlarına rağmen başlarına buyruk hareket eden, Avrupa târihi ve yenilikci cereyânlar husûsunda tahsilleri Efgânî’den daha iyi olan Edîb İshâq ve Selîm Naqqâş’ın serâzât gazetecilikleri ve parlamenter idâre gibi yenilikci büyük da’vâları –üstelik Efgânî’den çok daha evvel ve çok daha istikrârlı bir şekilde– müdâfaa etmeleri yeterince i’tibâr görmedi.
Efgânî’nin, 1879’da faâliyete geçen ve parlamenter demokrasiyi güçlü bir şekilde destekleyen, çoğunlukla İskenderiyelilerden müteşekkil Mısru’l-Fetât grubu ile İbrahim Lekkânî’nin –sonradan kendisini Seyyid Cemâleddîn’e bildirmek zorunda hissetdiği anlaşılan– iç işleri üzerinde nüfûz sâhibi olduğu husûsunda şübheliyim.
Efgânî, Hidiv İsmâ‘îl’e karşı meşrûtî bir ihtilâlin liderliğini yapacak olan subay Ahmed ‘Urâbi ile muhtemelen hiç görüşmedi. Seyyid Cemâleddîn’in geniş nüfûz sahâsı, halka açık konuşmalarında ve gazete yazılarında ortaya çıkan âteşîn ve istikrarlı anti-emperyalizmine dayanıyor. Kezâ kendisinin îcâd etdiği, devlet erkânını tehdîd edecek şöhrete sâhip olabilmek için halka açık konuşmalar yapan ve gazete havâdislerini kullanan yeni siyâsetci tipi de hiç şüphesiz ki nüfûzunu arttırıyordu. Seyyid Cemâleddîn 1877-79 arasında vatanperver hitâb tarzını daha çok (Mısır’ın kadîm azametine piramitleri sened gösteriyordu), İslâmî remzleri ise husûsiyle daha az kullanmaya başladı. Bu tarz-ı hitâba zamanla siyâsî reform ve nihâyetinde de anti-emperyalizmle birlikde meşrûtiyetcilik tarafdârlığı da dâhil oldu ki bunlar, hem terakkîperver Mısır eşrâfının hem de terakkîperver Suriye-Lübnanlı münevver ve tüccarların üzerinde ittifâk edebilecekleri esaslardı. Efgânî kurmakda olduğu siyâsî ittifâka 1878-79’da, yüksek vergiler ve İsmâ‘îl’in keyfî idâresi altında inleyen daha az varlıklı Mısırlılardan müteşekkil üçüncü bir unsur ilâve etmeye çalışdı. Tevfîk’in Efgânî’yi Mısır’dan kovma kararında şübhesiz ki onun 1879 yazında kendine popülist bir taban vücûda getirme çabalarının daha başında elde etdiği ciddî muvaffâkiyetin payı vardı.


Müellifin notu: Bu maqâle, bana ilim adamı olmak husûsunda sayabileceklerimden çok daha fazlasını öğreten Nikki R. Keddie’ye takdîr ve derin şükranlarımla ithâf olunur.



* Juan R[icardo]. I[rfan]. Cole, “New Perspectives on Sayyid Jamal al-Din al-Afghani in Egypt”, Iran and Beyond: Essays in Middle Eastern History in Honor of Nikki R. Keddie, musannifler: Rudi Matthee ve Beth Baron, Mazda Publishers, Inc., California, 1420 (2000), 13-34.s.. Bu tercemenin ilk neşredildiği yer Rıhle, 11. aded, Muharem-Rebîu’l-evvel 1432 / Ocak-Mart 2011, 107-121.s..
** Michigan Üniversitesi Târih Profesörü, http://www-personal.umich.edu/~jrcole/index.htm
*** Arabî hattla numaralandırılmış hâşiyeler, köşeli parantez [ ] içindeki açıklamalar, ara başlıklar ve resimler tarafımızdan ilâve edilmişdir. Tercemeye izin veren müellif ve nâşirine ve maqâleyi te’mîn edib bize gönderme lûtfunda bulunan muhterem Hakan Karateke ağabeyime müteşekkirim (mütercim).
[1] Rudi Matthee, “Jamal al-Din al-Afghani and the Egyptian National Debate”, International Journal of Middle East Studies, 21[/2] ([Mayıs] 1989):151-69; İranlılığıyla ilgili (ki buna dâir Nikki Keddie’nin bir nesil evvel gerçekleştirdiği hâkimâne araştırmadan sonra [3. hâşiyeye mürâcaat] hâlâ akademisyenlerde bazı tereddütlerin olmasının bir kıymeti yok) yeni birtakım deliller için Roderic H. Davison, “Jamal al-Din al-Afghani: A Note on His Nationality and on His Burial”, Middle Eastern Studies, 24[/1] ([Ocak] 1988):110-12.
١ Doğrusu “A. A. Kudsi-Zadeh” veyâ tam imlâsıyla “Abdullah Albert Kudsi-Zadeh”dir.
٢ 19. hâşiyedeki eser kastedilmektedir.
٣ Müellif 40. hâşiyede künyesini verdiği İrec Efşâr ve Esğar Mehdevî’ye âit kitâbı kastetmektedir (1 nolu resme bkz.).
[2] O devirde İran’daki fikrî ve dînî hareketlilik için Abbas Amanat, Resurrection and Renewal: The Making of the Babi Movement, 1844-1850 (Ithaca, 1989); ve Mangol Bayat, Mysticism and Dissent: Socioreligious Thought in Qajar Iran (Syracuse, 1982).
٤ İş bu âzâlık mes’elesi ihtiyâtla karşılanmalıdır. Zîra “o senelere mahsûs salnâmelerde isimleri muharrer âzâ meyânında ‘Cemâleddîn’ Efendi’yi görmüyoruz. Ancak 26 Cemâziye’l-evvel 1287 târihli ‘Taqvîmü’l-Veqâyi’de ‘Meclis-i Kebîr-i Maârif âzâlığı Cemâl Efendi’ye tevcih buyurulmuşdur’ ibâresi vardır.” (Ali Cânib, “Cemâleddîn Efğânî: Bilvesîle Eski Dâru’l-Funûnumuza Dâir de Ba’zı Ma’lûmât”, Hayat, 3.c., 77. ‘aded, 26 Zilq‘ade 1346 [17 Mayıs 1928], 492/4.s.).
٥ Doğrusu “Dâru’l-Fünûn’da” olacak.
[3] Nikki Keddie, Sayyid Jamal ad-Din “al-Afghani”: A Political Biography (Berkeley, 1972), 69.
[4] Mangol Bayat, Mysticism and Dissent, 49-51; Juan Cole, “Shaykh Ahmad al-Ahsa‘i on the Sources of Religious Authoritiy”, yakında neşredilecek [bu makâle şurada neşredildi: The Most Learned of the Shi‘a: The Institution of the Marja‘ Taqlid, haz. Linda S. Walbridge, New York, Oxford University Press, 1421 (2001), 82-93.s.].
[5] Edîb İshâq’dan naqleden Muhammed Reşid Rızâ, Târîhu’l-Ustâzi’l-İmâm eş-Şeyh Muhammed ‘Abduh, 3 cilt (Kâhire, 1931-1948), 1:40.
[6] Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 82.
[7] Tahsîn Muhammed Tâhir’den Seyyid Cemâleddîn Efgânî’ye, 1 Zilq‘ade 1289/31 Aralık 1872, Efgânî Dosyası, Dâru’l-Vesâiqu’l-Qavmiyye (Mısır Millî Arşivleri), Kâhire, Mısır (bundan sonra “DVQ” şeklinde zikredilecek).
[8] Gilbert Delanoue, Moralistes et politiques musulmans dans l’Egypte du xixe siècle (1798-1882), 2 cilt (Kâhire, 1982), 1:336-38.
[9] Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 84. [Kedourie’nin ‘Anhûrî’den naqletdiğine göre ba’zen bir bardak konyak da içermiş! Selîm ibn Rûfâ’îl ibn Circîs el-‘Anhûrî, Sihri Hârût, Şam, 1302 (1885), 179 ve 185.s.’den naqleden Elie Kedourie, Afghani and ‘Abduh: An Essay on Religious Unbelief and Political Activism in Modern Islam, London, Frank Cass & Co. Ltd., 1386 (1966), 18.s.].
٦ Molla Fenârî’nin şerhi olmalı.
[10] Ahmed Selman Çerkezî’den Seyyid Cemâleddîn Efgânî’ye, târihsiz, Efgânî Dosyası, DVQ.
[11] Edîb İshâq’dan naqleden Rızâ, Târîhu’l-Uztâzi’l-İmâm eş-Şeyh Muhammed ‘Abduh, 1:40. [Kezâ Ezher’de talebeyken “Efgânî” ile tanışan Yûsuf bin İsmâ‘îl en-Nebhânî merhûm da Ezher ulemâsının onda sapıklık ve ilhâd alâmetleri gördüğünü, Şâfiî fakihi Abdurrahmân eş-Şirbînî’nin onu bu yüzden dersinden kovduğunu hâdisenin bizzat şâhidi olarak naqleder, Yûsuf b. İsmâ‘îl en-Nebhânî, er-Râ‘iyyetu’s-Suğra fî Zemmi’l-Bid‘ati ve Medhi’s-Sünneti’l-Ğarrâ: Bid‘atlerin Zemmi ve Yüce Sünnet’in Medhi Kasîdesi, trc. Abdullah Tûran, haz. Yusuf Hanîf, İstanbul, Ehl-i Sünnet ve Cemaat nşr., 1427 (2006), 9.s.].
٧ Selîm ibn Rûfâ’îl ibn Circîs el-‘Anhûrî için A. Albert Kudsi-Zadeh, “Salīm ‘Anhūrī (1856-1933): Journalist, Poet, and Social Critic”, Essays on Islamic Civilization Presented to Niyazi Berkes, haz. Donald Presgrave Little, Leiden, E. J. Brill, 1396 (1976), 179-189.s..
[12] Selîm ‘Anhûrî’den naqleden Rızâ, Târîh, [1:]43; ‘Abduh bilâhere ‘Anhûrî’yi bu iddiâlarından vaz geçmeye zorlamışdır, fakat ben bunların doğru olduğuna inanıyorum; müzâkeresi için Elie Kedourie, Afghani and Abduh: An Essay on Religious Unbelief and Political Activism in Modern Islam (London, 1966), 16-17. Korkarım Efgânî’nin Mısır yıllarıyla ilgili pekçok noktada Kedourie ile çok fazla mutâbık değiliz, fakat ittifâk etdiğimiz bir nokta var: Efgânî’nin husûsî aqîdesi aslında ifâde etdiklerinden hemen hemen oldukca farklıydı (böyle bir şeyi Keddie de inkâr etmiyor).
٨ ‘Anhûrî’nin Efgânî’nin teşvîkiyle te’sîs etdiği ve sözüm ona Müslüman! Masonların yazı yazdığı Mir‘âtu’ş-Şarq gazetesinin Sûriyeli editörü, A. Albert Kudsi-Zadeh, “The Emergence of Political Journalism in Egypt”, The Muslim World, 70/1, 1400 (Ocak 1980), 52.s; keza Juan R. I. Cole, Colonialism and Revolution in the Middle East: Social and Cultural Origins of Egypt’s ‘Urabi Movement, (2. tab’?,) Mısır, The American University in Cairo Press, 1419 (1999), 148.s.
[13] Edîb İshâq’dan Seyyid Cemâleddîn Efgânî’ye, 11 Şubat 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[14] Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 84.
[15] “Bâbu mâ ye‘ûlü ileyhi emru’l-muslimîn fi’l-mustaqbel”, İsnâd-ı Seyyid Cemâleddîn, Meclis Kütübhânesi, İran (mikrofilm, University of California, Los Angeles, Research Library), Seyyid Ahmed el-Hakîm el-Ezherî el-Bahrevî, 12 Safer 1294 / 26 Şubat 1877. Efgânî’nin Meclis koleksiyonundaki husûsî evrâkı arasında hâlâ kullanılmamış belgelerin bulunduğunu bildirme nezâketini gösteren ve yeni keşifler için bunları gözden geçirmeye beni teşvîk eden Nikki R. Keddie’ye müteşekkirim.
٩ 40. hâşiyede zikredilen İrec Efşâr ve Esğar Mehdevî’ye âit kitâb kastediliyor. Albert Kudsizâde de bu maqâlenin “Efgânî”ye âit olabileceğini düşünüyor (A[bdullah]. Albert Kudsi-Zadeh, Sayyid Jamāl al-Dīn al-Afghānī: An Annotated Bibliography, Leiden, E. J. Brill nşr., 1389 [1970], 3.s.).
[16] Hamid Algar, Mirza Malkum Khan: A Study in the History of Iranian Modernism (Berkeley, 1973), 82-97.
[17] Juan [Ricardo] Cole, “Rifa‘a al-Tahtawi and the Revival of Practical Philosophy”, The Muslim World 70[/1] ([Ocak] 1980): 29-46.
[18] Great Britain, Public Record Office (PRO), Kew, Foreign Office (FO) 141/96, G. Lansing ve A. Watson’dan Vivian’a, 2 Ocak 1878; ayrıca Vivian’dan Lansing’e, 26 Aralık 1877.
١٠ Müellifin “Efgânî” ile ilgili tahmînini te’yîd eden başka kaynaklar da var. Cole’un bu maqâlesinden sonra neşredilen Mısır’daki Amerikan misyonerlik faâliyetlerine dâir bir eserde, o sıralar Mısır’da bulunan misyonerlerden Anna Young Thompson ve 18. hâşiyede zikri geçen A[ndrew] Watson’dan naqlen “meşhûr cedelci”nin Efgânî olduğu te’yîd ediliyor. Dikkat çekici diğer bir husûs ise bu misyonerlerin “Efgânî” ile ilgili şehâdetleridir. Andrew Watson “Efgânî”nin meşhûr bir cedelci olduğunu reddediyor. Ona göre “Efgânî”, “Müslüman değil daha ziyâde bir kâfirdir.” Anna Young Thompson ise onu “pek çok susturucu söz ve münâkaşaları sebebiyle ‘Feylesof’ diye tanınan Îranlı veyâ Efganistanlı âlim… Allah’ın varlığını da yokluğunu da iddiâ edebiliyor.” şeklinde kaydetmiş ruznâmesine! Thompson’ın arkadaşları, Fehmî’yi vaz geçirmek için çağrılanların dinsiz ve hatta neredeyse kâfir olduklarını söylerlermiş (Heather J. Sharkey, American Evangelicals in Egypt: Missionary Encounters in an Age of Empire, Princeton and Oxford, Princeton University Press, 1428 [2008], 80.s., müellif, Anna Young Thompson’ın Presbyterian Historical Society’deki evrâkı arasında mahfûz ruznâmesine ve Andrew Watson’ın The American Mission in Egypt, 1854 to 1896 [2. tab’, Pittsburgh, United Presbyterian Board of Publication, 1904] nâm eserine istinâd ediyor). Heather J. Sharkey’nin Anna Young Thompson’dan naqletdiğine göre hâdisede adı geçen “Şerîf Paşa” Ahmed Fehmî’nin babasıdır ve Hidiv’den yardım isteği “din hürriyeti var; hiçbir şey yapılamaz!” denilerek geri çevrilmişdir (a.g.e., 79.s.). Eğer ortada Sharkey’in bir yanlış anlaması veyâ bir isim benzerliği yoksa, Thompson isimleri karıştırmış, râvi Sharkey de bunu anlamamış olmalı. Yukarıda, Cole’un 18. hâşiyedeki rapora istinâden naqletdiklerinden de anlaşılacağı üzere, Fehmî’nin babasından oğlunun vicdân hürriyetine hürmet etmesini taleb edeceğini Vivian’a va’d eden kişinin Fehmî’nin babası olması mümkün değildir. Heather J. Sharkey bu hatâsında ma’zûr görülemez, zîrâ kitâbında, bir kez de olsa atıfda bulunduğuna bakılacak olursa haberdâr olduğu anlaşılan! Juan Cole’un Colonialism and Revolution in the Middle East nâm eserinde (a.g.e., 244.s.) aynı hâdise ve rapordan bahsedilmektedir (Juan R. I. Cole, Colonialism and Revolution in the Middle East, 149-150., 305.s./50. hâşiye). Şerîf Paşa Mısır’da başvekillik yapmış, siyâsetde faâl, Türkce konuşan bir Osmanlı-Mısır asilzâdesidir (bu maqâle ve kezâ Juan R. I. Cole, a.g.e., muhtelif yerler). Heather J. Sharkey’nin Andrew Watson’dan naqletdiğine göre Fehmî’nin babası bir İstinâf Mahkemesinde baş kâtibdir (Heather J. Sharkey, a.g.e., 78.s.). Ahmed Fehmî gibi Ezher’de okumuş, Fransızca ve İngilizce bilen yüksek tahsilli bir Müslümanın tanassuru misyonerleri fevkalâde heyecanlandırmış ve Hıristiyanlığın cihânşumûl câzibesine olan inançlarını daha bir kuvvetlendirmiş. Hâdise yıllarca ağızdan ağıza dolaşmış ve misyonerlik târihinin en heyecanlı hikâyelerinden biri olarak yâd edilmiş (a.g.e., 78-79.s., Ahmed Fehmî ve hâdisenin bütün tafsîlâtı için 78-81 ve 231.s.). Müellif, Efgânî gibi anti-emperyalist faâliyetlerle benâm bir adamın, irtidâd etmiş birini geri çevirmeye çalışıp da buna muvaffâq olamamasına hayret etse de (a.g.e., 80.s.), bizce asıl hayret edilecek husûs, böylesine gürültü koparmış ve misyonerler tarafından yıllarca iftihârla yâd edilmiş bir hâdisenin bizzat şâhidlerinden olan “Efgânî”nin bundan hiçbir yerde bahsetmemiş olmasıdır!
[19] Juan R. I. Cole, Colonialism and Revolution in the Middle East: Social and Cultural Origins of Egypt’s ‘Urabi Movement (Princeton, 1993), 149-50.
١١ 1355 numaralı bu mahfili 1288’de (1871) United Grand Lodge of England’ın bir şu’besi olarak Kâhire’de açılan Mısır’daki mahfillerin en kıdemlilerinden biriydi. Mahfil 1317’de (1899) The District Grand Lodge of Egypt & the Sudan’a bağlanır. Bânîleri, İngiliz mason nizâmnâmesine tâbi olacak, Arabca konuşulacak, münhasıran Avrupalı olmayan âzâlara hitap edecek bir mahfil açmak isteyen 1068 numaralı Kâhire Bulwer mahfilinin ba’zı Mısırlı âzâlarıdır. Mahfile âit 1325’den (1907) evvelki bütün evrâqın yandığı veya kaybolduğu zannediliyor. 1326’ya (1908) kadar Arabca olan resmî lisânı bu tarihden i’tibâren İngilizce’ye, adı da “The Star of the East”e tebdîl edilir ve National Grand Lodge of Egypt’in binâsından District Grand Lodge of Egypt & the Sudan’ın binâsına taşınır. Mahfil, Grand Lodge kayıtlarından 14 Şa’bân-ı şerîf 1385’de (8 Aralık 1965) tamâmen silinir (F. D. Stevenson Drane, “Freemasonry in Egypt (Part I)”, Ars Quatuor Coronatorum: Transactions of the Quatuor Coronati Lodge No. 2076 London, 81.c., 1388 [1968], 219, 221.s.; “Freemasonry in Egypt: Part II”, Ars Quatuor Coronatorum: Transactions of the Quatuor Coronati Lodge No. 2076 London, 82.c., 1389 [1969], 53-54, 64.s.).
١٢ “Muhammed Ali’nin [Paşa] en genç oğlu olan Prens Halîm, 1867’de Fransız te’sîrindeki Mısır Maşrıq-ı A’zamlığı’nın ve Mısır Bölge Maşrıq-ı A’zamlığı’nın üstâd-ı a’zamı seçilmişdir.” (Karim Wissa, “Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk”, trc. Yusuf Hanîf, İnkişaf, 3. aded, Rebîu’levvel-Cemâziye’l-âhir 1426 [Mayıs - Temmuz 2005], 73.s., ayrıca şurada: http://www.darulhikme.org.tr/default.asp?sf=yazar&haberid=105&ktg=21).
١٣ Cole Hidivlik usûl-i verâsetini tebdîl eden anlaşmayı kastetmektedir ki bunun târihi 1290 (1873) değil, 13 Muharrem 1283’dür (28 Mayıs 1866) (Ahmed Lûtfî, Vak’a-Nüvis Ahmed Lûtfî Efendi Tarihi, 11.c., haz. M. Münir Aktepe, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1409 [1989], 27.s.). Cole’un zikretdiği târih, İsmâil’in o güne kadar –usûl-i verâsetdeki de dâhil olmak üzere– elde etdiği imtiyazların “ba’zı ta’dîlât ve imtiyâzât-ı sarîha derc ve zammı ile beraber” cümlesini cem’ eden fermâna âitdir (13 Rebîu’l-âhir 1290 = 10 Haziran 1873; fermânın tam metni için Ahmed Lûtfî, Vak’a-Nüvis Ahmed Lûtfî Efendi Tarihi, 14.c., haz. M. Münir Aktepe, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1411 [1991], 84-87.s.).
[20] Bu yıllarda Mısır’daki siyâsî masonluğun tahlîli için Cole, Colonialism and Revolution, 137-53.
[21] Edîb İshâq’dan naqleden Rızâ, Târîh, 1:40-41.
١٤ Mamafîh Kerim Wissa, Efgânî’nin bu mahfili Fransız himâyesine sokmak isteğinden bahseder: “Efgânî siyâsî faaliyetleri ve İslâm reformuna yönelik gayretleri dolayısıyla bu locayı Fransız himâyesine kaydırmayı çok daha münâsib gördü. Fransız himâyesi, bu masonik cereyân içinde ihvânü’s-safâ ve hullâmü’l-vefâ (hâlis kardeşler ve vefâlı dostlar) diye hitâb etdiği [mason] mu‘akkibleriyle birlikte yürütdüğü siyâsî müzâkereler ve faâliyetler için çok daha müsâid idi.” (Karim Wissa, a.g.m., 74.s.).
[22] ‘Anhûrî’den naqleden Rızâ, Târîh, 46-47’den naqlen Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 101.
[23] Seyyid Cemâleddîn el-Efgânî, “el-Illu’l-Haqîqiyye li sa‘âdeti’l-İnsân”, Mısr, 15 Kasım 1878, ayrıca şurada: Cemâleddîn el-Efgânî, Silsiletü’l-A’mâlu’l-Mechûle, haz. Ali Şeleş (London, 1987), 52-61.
[24] Edîb İshâq’dan Seyyid Cemâleddîn’e, 12 Aralık 1878, Efgânî Dosyası, DVQ.
[25] Edîb İshâq’dan Seyyid Cemâleddîn’e, 18 Aralık 1878, Efgânî Dosyası, DVQ.
[26] Edîb İshâq’dan Seyyid Cemâleddîn’e, 9 Haziran 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[27] Burtru el-Bustânî’den Seyyid Cemâleddîn’e, 30 Ocak 1879, Efgânî Dosyası, DVQ [mektub için: http://www.h-net.org/~bahai/areprint/afghani/bustani.htm, 12 Cemâziyel-evvel 1431/27.04.2010].
[28] Edîb İshâq, ed-Durer, haz. Jirjis Mikha’il (İskenderiye, 1886), 55-57 (1878 tarihli Mısr’dan iktibâs) [ayrıca http://www.h-net.org/~bahai/areprint/vol5/İshâq.htm, 12 Cemâziyel-evvel 1431/27.04.2010].
١٥ Cole’un vardığı netîce doğru görünüyor. Nitekim Bahâîliğin müessisi olan Mirzâ Hüseyin Ali Nûrî (“Bahâullah”) Akka’dayken, “Efgânî”nin muhabbet izhâr etmek ve artık ıslâh olduğunu göstermek için kendisine Paris’den Urvetu’l-Vusqâ gazetesini gönderdiğini söylüyor (Bahâullah’dan naqleden Necati Alkan, Dissent and Heterodoxy in the Late Ottoman Empire: Reformers, Babis and Baha’is, İstanbul, The Isis Press, 1428 [2008], 140.s.). “Efgânî” İstanbul’da, ömrünün son demlerinde bile Mirzâ Ağa Han Kirmânî ve Şeyh Ahmed Rûhî gibi muhâlif Ezelî-Bâbî kırmalarıyla dostluğunu sürdürmüşdür (bu münâsebetlerinin mâhiyet ve tafsilâtı için Necati Alkan, a.g.e., 115-127, 138-141.s., 3 nolu resme bkz.). Diğer bir müverrih K. Paul Johnson da Bahâ‘îlerin husûsiyle mevzû-i bahs ansiklopedi maddesi sebebiyle “Efgânî”ye kısmen hasım oldukları, “Efgânî”ninse –Paris’den Urvetu’l-Vusqâ’yı göndermesine nazaran– Mirzâ Hüseyin Ali Nûrî ile dostluğunu sürdürmeye çalışdığı kanaâtinde (K. Paul Johnson, Initiates of Theosophical Masters, Albany, State University of New York Press, 1415 [1995], 96.s., bütün olarak da 71-111.s.).
[29] el-Efgânî, “Dâ’iretu’l-Ma‘ârif”, Mısr, 25 Nisan 1879, kezâ el-A’mâlu’l-Mechûle, 71-75; tahlîli için Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 107.
[30] F. Robert Hunter, Egypt under the Khedives, 1805-1879: From Household Government to Modern Bureaucracy (Pittsburgh, 1984), 201-19; Cole, Colonialism and Revolution, 103-05.
[31] Seyyid Cemâleddîn, “el-Hukûmeti’l-İstibdâdiyye”, Mısr, 22 Safer 1296 / 15 Şubat 1879; ayrıca Efgânî, el-A’mâlu’l-Mechûle, 62-70; terceme ve tahlîli için Lorne M. Kenny, “Al-Afghani on Types of Despotic Government”, Journal of the American Oriental Society 86 [/1] ([Ocak-Mart]1966): 19-27.
١٦ Mamafîh Tevfîk’in üstâd-ı a’zamlığa kadar yükselebilmiş i’tibarlı bir mason olduğunu kaydedelim (F. D. Stevenson Drane, “Freemasonry in Egypt (Part I)”, 210.s.; Karim Wissa, a.g.m., 74.s.).
[32] Edîb İshâq’dan naqleden Rızâ, Târîh, 1:41.
[33] Yahya Kadrî’den Seyyid Cemâleddîn Efgânî’ye, 21 Şubat 1879, Efgânî Dosyası, DVQ; Cole, Colonialism and Revolution, 150-51 ile mukâyese et.
[34] PRO, FO 141/125, Vivian’dan Salisbury’ye, no. 259, Kâhire, 5 Mayıs 1879.
[35] ‘Abdu’r-Resûl Keşmîrî’den Seyyid Cemâleddîn’e, 15 Şa’bân 1296 / 26 Nisan 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[36] Efgânî, “Hâkimu’ş-Şarq”, Mısr, 24 Mayıs 1879, kezâ el-A’mâlu’l-Mechûle, 80-81’de.
[37] Hunter, Egypt Under the Khedives, 225.
[38] Niqula Sakrauj’dan Seyyid Cemâleddîn’e, târihsiz, Efgânî Dosyası, DVQ.
[39] Niqula Sakrauj’dan Seyyid Cemâleddîn’e, 15 Mayıs 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[40] Efgânî, el-Ticâre, 5 Ağustos 1879, kezâ el-A’mâlu’l-Mechûle, 247-48’de; Efgânî’den Riyâz Paşa’ya, Kasım veyâ Aralık 1882, Mecmû‘a-i esnâd ve medârik çâp neşode derbâre-i Seyyid Cemâle’d-Dîn meşhûr be Efğânî içinde, cem’ ve tanzîm İrec Efşâr ve Esğar Mehdevî, (Tahran, 1963), 13-15. levhâlar, 34-37. fotoğraflar; Rızâ, Târîh, 1:41, 75; Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 113, 119, 435.
[41] Hunter, Egypt under the Khedives, 225-26.
١٧ Yanlış! Doğrusu 1283 (1866) olacak. ١٣. hâşiyeye mürâcaat.
[42] Efgânî, el-A’mâlu’l-Mechûle, 247.
[43] Niqula Sakrauj, Cubran Qudsi ve Niqula Araqji’den Seyyid Cemâleddîn’e, 1 Temmuz 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[44] Kedourie’nin müsâadesiyle, Kedourie, Afghani and ‘Abduh, 20-21 [Cole’un Kedourie’yi sözünü etdiği iddiâya tarafdârmış gibi göstermesi pek isâbetli görünmüyor. Atıf yapılan sâhifeler dikkatlice okunduğunda görülecektir ki Kedourie, sâdece iddiâyı zikredib ihtimalli ifâdelerle tahlîl ediyor. Hatta 22. sâhifedeki şu cümlesi, bizce bu iddiâya ihtiyatla yaklaşdığını açıkca gösteriyor: “belief or non-belief in a Grand Architect may not wholly explain (Afghani’s masonic adventures) = Ulu Mimar’a inanmak veya inanmamak (Efgânî’nin masonik mâcerâlarını) tamâmen îzâh etmiyor olabilir.”].
[45] Bu devirdeki sansür için Cole, Colonialism and Revolution, 221-33; ve Juan R. I. Cole, “Colonialism and Censorship”, ed. Roger Long, The Man on the Spot (London, 1995), 45-62.
١٨ Dikkat edilecek olursa “Efgânî”nin siyâsetle iştigâli değil, siyâsete bulaşma tarzıdır masonların tenkîd etdikleri husûs. Yoksa masonluğu ve masonları siyâsetden ayrı tasavvur etmek elbetde mümkin değil, Yusuf (Küçük), “ ‘İnsanlık Âilesi’ Sloganının Örttüğü Gerçek: Masonluk-Sömürgecilik İlişkisi”, Rıhle, 2. sene, 7. ‘aded, Şevval 1430-Muharrem 1431 (Ekim-Aralık 2009), 104-109.s.. Efgânî’nin Kevkebu’ş-Şarq mahfilinden kovulması mes’elesini bugüne kadar gözden kaçmış bir gazete haberi çerçevesinde yeniden elealan bir maqâle için şuraya mürâcaât: Yusuf Hanîf, “Cemâlu’d-Dîn ‘Efgânî’nin Kevkebu’ş-Şarq Nâm Mason Mahfilinden Tardına Dâir Yeni Bir Bilgi”, yakında neşredilecek inşâAllah.
[46] Selîm Naqqâş’dan Seyyid Cemâleddîn’e, 2 Ağustos 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[47] Rızâ, Târîh, 1:75-76.
[48] Vauq[u]elin’den iktibâs eden Kedourie, Afghani and ‘Abduh, 29-30.
[49] Keddie bu şahsı Osman Paşa el-Gâlib olarak teşhîs ediyor ve o sıralar Kâhire Polis şefi olduğunu söylüyor. Polis şefinin Paşa rütbesine veya Tevfîk üzerinde çokca nüfûza sâhib olması bana pek muhtemelmiş gibi görünmüyor. Efgânî’nin Hidiv’e yakın güçlü bir harb nâzırıyla başının derde girmiş olması çok daha ma’kûl geliyor.
[50] The Times, 30 Ağustos 1879’dan iktibâs eden Keddie, Sayyid Jamal ad-Din, 117.
[51] Cole, Colonialism and Revolution, 228.
[52] “ ‘An beyâni’t-ta‘rîfât elleti hasalat min eş-Şeyh Cemâluddîn”, 5 Ramazân-ı Şerîf 1296 / 23 Ağustos 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
[53] Seyyid Cemâleddîn’den Hidiv Tevfîk’e, 8 Ramazân-ı Şerîf 1296 / 26 Ağustos 1879, Efgânî Dosyası, DVQ.
١٩ Dinsizliği ve masonluğunun yanısıra gedikli bir ayyaş olan, sıhhatini tehlikeye atacak ve âhirinde de erken yaşda (yirmisekizinde) ölümüne sebeb olacak derecede karışık cinsî münâsebetlere giren; Kilise’nin dahi başda reddetmişken babasının onun Katolik olduğuna dâir yazılı şehâdetnâme vermesiyle ölüsünü gömmeyi kabul etdiği Edîb İshâq için Efgânî hayatının son nefesine kadar, adı ne zaman zikredilse, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn” diyerek istircâ’ eder ve şöyle dermiş: “O, Arapların numune-i imtisali ve edebiyatın çiçeğiydi. Ömrünü, gençliğinin baharında tamamladı, geride hüzünlü kalpler ve yaşlı gözler bıraktı.” (Elie Kedourie, “The Death of Adib Ishaq”, Arabic Political Memoirs and Other Studies, London, Frank Cass, 1394 [1974], 82, 84.s.; Muhammed Mahzumî Paşa, Cemaleddin Afganî’nin Hatıraları, trc. Adem Yerinde, İstanbul, Klasik nşr., 1427 [2006], 98.s./6. hâşiye). Reşid Rızā da Efgânî’nin bu dinsizden “hikmet sırlarının indiği yer, ilim gemisinin motoru, felsefe ilminin ilk bilgini” şeklinde söz etdiğini naqleder (Reşid Rıza, Târihü’l-Üstâzi’l-İmâm eş-Şeyh Muhammed Abduh, Kâhire, 1349 [1931], 1.c., 5 ve 45.s.’den naqleden M. Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslâm Dünyasına Girişi, trc. Sezai Özel, İnsan nşr., İstanbul, 1406 [1986], 73.s.).
٢٠ “The Grand Architect of the Universe” veya “The Great Architect of the Universe” veya “Supreme Architect of the Universe”, yaratanın masonluk i’tiqadındaki adı oluyor.